Deneme
Yükselen Bir Deniz
Can Dündar, 2000’li yılların başında Mustafa Kemal’in biyografisini farklı açılardan ele alan bir kitap yayınladığında, kitabın ismi “Yükselen Bir Deniz” di.
Can Dündar, 2000’li yılların başında Mustafa Kemal’in biyografisini farklı açılardan ele alan bir kitap yayınladığında, kitabın ismi “Yükselen Bir Deniz” di.
Zaman zaman evde yalnız kaldığımda “Rodrigo’nun Gitar Konçertosunu” nu dinler ve “Yükselemeyen Deniz”’leri düşünürüm.
Kimbilir, şartlar olgunlaşmış olsa ve yaşam buna izin verseydi şu an çok daha farklı bir dünyada yaşıyor olabilirdik. Bu durumda bir fikir mücadelesi veren bana da ihtiyaç kalmazdı ve ben “sahil kasabası” hayalimi çok daha erken yaşlarda yerine getirmiş olurdum.
Kişisel olarak ben bugün bir çok genci, Can Yücel’in Yunanca “Mare Nostrum” dediği “Bizim Deniz”in bir devamı niteliğinde görüyorum.
Attila İlhan’ın, 6 Mayıs 1971’de “hazırlık sonbahara” dediği gibi belki de o dönemde atılan tohumlarının bu gün meyve veren birer fidanı olmak düştü bu gençlere.
MAHUR BESTE
Aşağıda şiirde geçen “müjgan” kelimesinin eski dilde “kirpik” anlamına geldiğini öğrendiğimde daha derin bir ruhsal hüzün hissetmiştim.
şenlik dağıldı bir acı yel kaldı bahçede yalnız o mahur beste çalar müjgan’la ben ağlaşırız gitti dostlar şölen bitti ne eski heyecan ne hız yalnız kederli yalnızlığımız da sıralı sırasız o mahur beste çalar müjgan’la ben ağlaşırız
bir yangın ormanından püskürmüş genç fidanlardı güneşten ışık yontarlardı sert adamlardı hoyrattı gülüşleri aydınlığı çalkalardı gittiler akşam olmadan ortalık karardı
bitmez sazların özlemi daha sonra daha sonra sonranın bilinmezliği bir boyut katar ki onlara simsiyah bir teselli olur belki kalanlara geceler uzar hazırlık sonbahara
MARE NOSTRUM
Bu arada Mare Nostrum Romalılar zamanından beri kullanılan yaygın bir deyim. Özellikle Mussolini, İkinci Dünya savaşı sırasında tüm Akdeniz’i ele geçirmeyi düşlüyordu. Bu nedenle Akdeniz’e “mare nostrum” yani “bizim deniz” demekteydi. Tıpkı Yunanlıların “Megalo Idea”sı gibi, “Mare Nostrum” da büyük bir İtalyan düşüydü. Sonunda tıpkı “Mare Nostrum” İtalyanlar için bir hayal kırıklığıyla sonuçlandığı gibi “Bizim Deniz” de toplum olarak yarıda kalan bir beste, kırık bir plak, erişilememiş bir ütopya olarak kaldı.
En uzun koşuysa elbet Türkiye’de de Devrim, O, onun en güzel yüz metresini kostu En sekmez lüverin namlusundan fırlayarak… En hızlısıydi hepimizin, En önce göğüsledi ipi… Acıyorsam sana anam avradim olsun, Ama ask olsun sana çocuk, ask olsun! =============================
MARE NOSTRUM (written for <Deniz Gezmis)
If the revolution in Turkey is the longest run too, He, run the most beautiful 100 meters of it By shooting up from the barrel of a never failing gun. He was the fastest of us all He finished this race ahead of us all. I swear to God, I never feel sorry for you. But boy, I love you, I love you
HİÇ BİR YERE DÖNÜŞ
Oya Baydar’ın bu duygularla kaleme aldığı “Hiç Bir Yere Dönüş” romanı işte tam bu noktada yarım kalan devrim heyecanını, yarım kalan aşkları, yenik bir ordunun kutsal düşlerini anlatıyor. Kitabın başlarında geçen aşağıdaki paragrafsa beni bambaşka diyarlara götürüyor:
“Bu bir dönüş hikayesi. Yolları zaferlerin değil yenilginin açtığı, buruk, kederli bir dönüş. Senin, benim, hepimizin; mağlup bir ordunun yorgun, tedirgin askerlerinin ürkek umutlar taşıyan dönüşü. Nereye diye sorma. Bir ülkeye, bir kente, çocukluğun aydınlık sokaklarına, yarım kalmış aşklara, gece yollaraına, eski dostlara, uğruna bir ömür harcanmış inançlara, zafer türkülerine, devrim bayraklarına, kendimizle yüzleşmeye, hayatla ödeşmeye. Bu hikaye dönülen her şeyin hiç bir şey; her kişinin hiç kimse olduğu hiç bir yere dönüşün hikayesi…”
Son olarak Mevlana’yla bitireyim:
“Dün dünde kaldı cancağzım, bugün yeni şeyler söylemek lazım”