← Köşe Yazıları

Tarih

Anadolu’nun Derin Hafızası: Babailer ve Türkmenler

Fatih Küçüktütüncü·8 Ocak 2017·8 dk okuma

Babailer İsyanı: Anadolu Türkmenlerinin Sessiz Kırılması Öncelikle belirtmek gerekir ki Babailer İsyanı, bir Türkmen isyanıdır. Bu isyanın nedenlerini anlayabilmek için öncelikle o dönem Türkmenlerinin sosyolojisini…

Babailer İsyanı: Anadolu Türkmenlerinin Sessiz Kırılması Öncelikle belirtmek gerekir ki Babailer İsyanı, bir Türkmen isyanıdır. Bu isyanın nedenlerini anlayabilmek için öncelikle o dönem Türkmenlerinin sosyolojisini doğru okumamız gerekir. Zira bugüne ancak toplumların tarihte geçirdiği sosyolojik dönüşümleri anlayarak ışık tutabiliriz.

Türkmenlerin Kültürel Hafızası ve İslam’la Karşılaşması Orta Asya’da Şamanizm’le iç içe şekillenen kültürümüz, günümüzde dahi bazı izlerini korumaktadır. Nazar boncuğu, kurşun döktürme, ağaçlara dilek çaputlarının bağlanması gibi gelenekler Anadolu’da hâlen yaşamaktadır.

Müslümanlığın Türkler arasında yaygınlaşmaya başlamasıyla birlikte eski kültürümüzden ve alışkanlıklarımızdan pek çoğu, İslam’la sentezlenerek yaşamaya devam etmiştir. Özellikle 11. yüzyıl Türkmenlerinin dünyasında bu sentezin etkileri açık biçimde görülmektedir. Özgürlüğüne düşkün göçebe Türk toplulukları, İslamiyet’i kabul ettikten sonra da kendi kültürel kodlarını bütünüyle terk etmemiş, yeni dini anlayışı eski gelenekleriyle harmanlayarak yaşamıştır.

Örneğin Arap toplumlarında İslam öncesinde kız çocuğu doğurmanın utanç sayıldığı dönemler yaşanırken, Türk kültüründe kadının tarih boyunca daha farklı ve daha güçlü bir konuma sahip olduğu görülmektedir. Bugün kullandığımız “Hanım” kelimesinin dahi “Han” kökeninden gelmesi tesadüf değildir. Tarihî kaynaklarda, göçebe Türk topluluklarında kadınların da erkekler gibi savaşçı olabildiği ve bazı Türk boylarının ordularında kadın birliklerinin bulunduğu aktarılmaktadır.

Diğer yandan tarihçilerin bir kısmı, Moğol baskısı sonrasında Anadolu’ya yoğun Türkmen göçlerinin yaşandığını belirtmektedir. Anadolu’ya gelen bu Türkmen topluluklarının İslam anlayışı ise günümüz Anadolu’sundaki yerleşik Sünni anlayıştan belirli farklılıklar göstermekteydi.

Anadolu Türkmenlerinde hâkim olan dini anlayış, büyük ölçüde Hoca Ahmed Yesevi ve Yesevi dervişlerinin etkisiyle şekillenmişti. Bu anlayışta eski Türk kültürünün izleri uzun süre yaşamaya devam etti. Şamanizm ayinlerinde olduğu gibi bazı Türkmen topluluklarında dini ritüeller müzik eşliğinde gerçekleştiriliyor; kadınlar ve erkekler birlikte ibadet edebiliyordu. Günümüzde dahi bazı Alevi köylerinde bunun izlerine rastlamak mümkündür.

Her ne kadar Ahmed Yesevi’nin İmam Hanefi ve İmam Şafii gibi Sünni gelenekten beslendiği bilinse de, Türk boylarının İslam’ı yorumlayış biçiminde eski inançların etkisi uzun süre devam etmiştir. Bu nedenle reenkarnasyon benzeri bazı düşünceler bile zamanla halk inançları içinde İslamî unsurlarla birlikte varlığını sürdürebilmiştir.

Anadolu’daki Türkmen Ayrışması 1071 sonrasında Anadolu’ya gelen ilk Türkmen topluluklarının zamanla yerleşik hayata geçmeye başladıkları görülmektedir. Ancak 1200’lü yılların başında gerçekleşen ikinci büyük Türkmen göçüyle birlikte Anadolu’da ciddi bir kültürel kırılma ortaya çıkmıştır.

Daha önce Anadolu’ya yerleşen Türkmenler ile sonradan gelen göçebe Türkmenler arasında sosyal ve kültürel bir ayrışma oluşmuştur. Bazı tarihî kaynaklarda yerleşik hayata geçmiş çevrelerin yeni gelen Türkmenleri küçümseyici ifadelerle tanımladığı görülmektedir. “Etrak-ı bi-idrak”, “Etrak-ı nâ-pak” gibi ifadeler, dönemin kültürel gerilimlerini göstermesi açısından dikkat çekicidir.

Avrupalıların yüzyıllar boyunca Türklere yönelik kullandığı “barbar” söylemine benzer biçimde, Anadolu’daki yerleşik çevrelerin de göçebe Türkmenleri zaman zaman dışlayıcı bir gözle değerlendirdiği anlaşılmaktadır.

Moğol baskısından kaçarak Anadolu’ya gelen Türkmen toplulukları, yeni yurtlarında yalnızca ekonomik zorluklarla değil; aynı zamanda sosyal dışlanmayla da mücadele etmek zorunda kalmıştır.

Yerleşik ve göçebe Türkmen toplulukları arasında ortaya çıkan kültürel çatışmalar, toprak paylaşımı meseleleri ve devlet yönetimindeki adaletsizlik algısı zamanla büyük bir toplumsal gerilim oluşturmuştur.

Baba İshak ve İsyanın Yükselişi Babailer İsyanı’nın en dikkat çekici isimlerinden biri şüphesiz Baba İshak’tır. Hakkındaki tarihî bilgiler tam olarak net olmamakla birlikte Güneydoğu Anadolu bölgesinde, Kefersud civarında faaliyet yürüttüğü ve kısa sürede geniş Türkmen toplulukları üzerinde etkili olduğu anlaşılmaktadır.

Bazı kaynaklara göre Baba İshak başlangıçta dönemin devlet görevlileriyle iyi ilişkiler kurmuş, hatta bir süre Anadolu Selçuklu yönetiminin güvenini kazanmıştır. Daha sonra ise özellikle göçebe Türkmen toplulukları arasında hızla nüfuz kazanarak güçlü bir dini ve sosyal hareket oluşturmaya başlamıştır.

Bu süreçte Baba İlyas-ı Horasani’nin de Anadolu Türkmenleri üzerinde önemli bir manevi otorite hâline geldiği görülmektedir. Baba İshak’ın onun çevresinde şekillenen tasavvufî ve sosyal hareketin en etkili temsilcilerinden biri hâline geldiği anlaşılmaktadır.

Dönemin kroniklerinde Baba İshak ve çevresi çoğu zaman “Bâtınî”, “melâhide” veya “sapkın” gibi sert ifadelerle anılmıştır. Ancak burada dikkat edilmesi gereken önemli nokta, bu kaynakların büyük ölçüde Selçuklu yönetimi çevresinde kaleme alınmış olmasıdır. Bu nedenle devlet otoritesine tehdit oluşturan hareketlere karşı sert ve suçlayıcı bir dil kullanıldığı görülmektedir.

Baba İshak’ın özellikle Türkmenler arasında kısa sürede büyük bir destek bulmasının temelinde yalnızca dini sebepler değil; aynı zamanda sosyal huzursuzluklar da vardı. Göçebe Türkmenlerin dışlanması, ağır vergiler, yerleşik hayatla yaşanan çatışmalar ve devlet yönetimine duyulan öfke bu hareketin büyümesinde etkili olmuştur.

Kısa süre içerisinde Tokat, Amasya, Çorum ve Sivas çevresinde yayılan hareket, Anadolu Selçuklu Devleti’ni ciddi biçimde sarsmıştır. Türkmenler arasında oluşan bu büyük dalga yalnızca bir mezhep hareketi değil; aynı zamanda adalet, temsil ve aidiyet arayışının da dışavurumuydu.

Babailer İsyanı’nın Patlaması Anadolu Selçuklu Devleti’nde II. Gıyaseddin Keyhüsrev ve veziri Saadettin Köpek dönemindeki siyasî istikrarsızlık ve adaletsiz uygulamalar da halk içerisindeki huzursuzluğu artırmıştır.

Sonunda Türkmen toplulukları büyük bir isyana yönelmiştir.

İsyan sırasında Baba İlyas yakalanarak öldürülmüş; bu durum Baba İshak çevresindeki Türkmenlerin öfkesini daha da büyütmüştür. Harezm Türkmenlerinin de katılımıyla isyan kısa sürede Anadolu’nun geniş bölgelerine yayılmıştır.

Burada dikkat çekici olan nokta, Türkmenlerin yalnızca bir başkaldırı değil; kendilerine daha yakın gördükleri daha adil bir düzen arayışı içinde olmalarıdır.

Anadolu Selçuklu Devleti ise isyanı kendi askerî gücüyle bastırmakta zorlanmış, süreç içerisinde paralı Frenk askerlerinden de yararlanmıştır. Çatışmalar zaman zaman büyük meydan savaşlarına dönüşmüş ve isyan oldukça kanlı biçimde bastırılmıştır.

Babailer İsyanı, Anadolu’daki Türkmen birliğini ciddi şekilde sarsmıştır. Nitekim isyandan birkaç yıl sonra Anadolu Selçuklu Devleti’nin Kösedağ’da Moğollara yenilmesiyle birlikte devlet çözülme sürecine girmiştir.

Hacı Bektaş-ı Veli ve Türkmen Dünyası Babailer İsyanı sonrasında Anadolu’daki Türkmen dünyasının en önemli manevi merkezlerinden biri Hacı Bektaş-ı Veli olmuştur.

Hacı Bektaş-ı Veli’nin Horasan kökenli olduğu ve Yesevi geleneğinden beslendiği kabul edilmektedir. Rivayetlere göre Lokman Perende’den eğitim almış, Horasan erenleri geleneği içerisinde yetişmiştir. Anadolu’ya geldikten sonra ise Sulucakarahöyük’e yerleşerek Türkmen toplulukları arasında kısa sürede büyük bir itibara ulaşmıştır.

yüzyıl Anadolu’sunda göçler, savaşlar, yoksulluk ve Moğol baskısı Türkmen toplulukları üzerinde büyük bir kırılma yaratmıştı. Hacı Bektaş-ı Veli işte böyle bir dönemde Anadolu halkına yalnızca dini değil; aynı zamanda manevi bir sığınak sunmuştur.

Onun dili, medrese çevrelerinin ağır dilinden ziyade halkın anlayabileceği sade ve insan merkezli bir dildi. Bu nedenle özellikle göçebe Türkmenler arasında güçlü bir karşılık bulmuştur.

Bazı tarihî kaynaklarda Hacı Bektaş-ı Veli’nin Baba İlyas çevresiyle ilişkili olduğu, hatta Babailer hareketine yakın durduğu yönünde rivayetler bulunmaktadır. Âşık Paşa ve Velâyetnâme geleneğinde, Hacı Bektaş’ın Horasan’dan Anadolu’ya geldikten sonra Baba İlyas çevresiyle temas kurduğu aktarılmaktadır. Ancak bu konuda tarihçiler arasında tam bir görüş birliği bulunmadığını da belirtmek gerekir.

Bununla birlikte Hacı Bektaş-ı Veli’nin Anadolu Türkmenlerinin sosyal dünyasına oldukça yakın olduğu açıktır. Onun temsil ettiği anlayışta;

katı şekilcilikten uzak,

insan merkezli,

hoşgörülü,

paylaşımcı

bir tasavvuf anlayışı öne çıkmaktadır.

Bu yönüyle Hacı Bektaş-ı Veli yalnızca bir tarikat önderi değil; aynı zamanda Anadolu’daki Türkmen topluluklarının ruh dünyasını şekillendiren önemli bir tarihî şahsiyet hâline gelmiştir.

Ahi Evran ve Anadolu’nun Sosyal Düzeni Bu dönemde Anadolu’daki Türkmen dünyasını şekillendiren önemli isimlerden biri de Ahi Evran’dır.

Ahi Evran’ın Horasan ve Maveraünnehir kültür çevresinden geldiği; Anadolu’ya yerleştikten sonra özellikle esnaf, zanaatkâr ve şehirli Türkmen toplulukları arasında büyük bir teşkilatlanma oluşturduğu bilinmektedir. Onun öncülüğünde gelişen Ahilik teşkilatı yalnızca ekonomik bir yapı değil; aynı zamanda ahlak, dayanışma ve sosyal düzen anlayışı taşıyan bir sistem hâline gelmiştir.

Ahilik anlayışında dürüstlük, paylaşım, meslek ahlakı, kardeşlik ve dayanışma ön plandaydı. Bu yönüyle Ahilik, Anadolu’daki dağınık Türkmen topluluklarının şehir hayatına uyum sağlamasında önemli bir rol üstlenmiştir.

Ahi Evran’ın Hacı Bektaş-ı Veli ile yakın ilişki içerisinde olduğu da tarihî kaynaklarda aktarılmaktadır. Özellikle Velâyetnâme geleneğinde, Hacı Bektaş’ın sık sık Kırşehir’e giderek Ahi Evran’la sohbet ettiği anlatılır.

Bu durum aslında Anadolu’daki üç büyük damarın birbirine temas ettiğini göstermektedir:

Yesevi–Babai derviş geleneği,

Ahilik teşkilatı,

Türkmen halk kültürü.

Babailer hareketi daha çok göçebe Türkmenlerin ruh dünyasında karşılık bulurken, Ahilik şehirli Türkmenler arasında sosyal düzenin kurulmasına katkı sağlamıştır. Hacı Bektaş-ı Veli ise bu iki dünya arasında manevi bir köprü gibi durmaktadır.

Bu nedenle 13. yüzyıl Anadolu’sunu yalnızca isyanlar ve savaşlarla değil; aynı zamanda büyük bir toplumsal yeniden kuruluş süreci olarak okumak gerekir.

Mevlânâ ve Anadolu’nun Diğer Yüzü Aynı dönemde yaşayan Mevlânâ Celâleddîn-i Rûmî ise Anadolu’nun daha şehirli, medrese merkezli ve entelektüel dünyasında etkili olmuştur.

Mevlânâ’nın Babailer İsyanı’na doğrudan destek vermediği görülmektedir. Buna rağmen onun da siyasete karşı mesafeli, insanın iç dünyasına yönelen bir tasavvuf anlayışını temsil ettiği söylenebilir.

Bu nedenle Mevlânâ ile Hacı Bektaş-ı Veli’yi birbirine karşıt iki figür gibi görmekten ziyade, Anadolu’nun iki farklı sosyal damarına hitap eden iki büyük tasavvuf kutbu olarak değerlendirmek daha doğru olacaktır.

Babai Dervişlerinden Osmanlı’ya Babai geleneği yalnızca Anadolu Türkmen tarihi açısından değil, Osmanlı’nın kuruluş süreci açısından da önemlidir.

Şeyh Edebali’nin de Babai geleneğiyle ilişkilendirildiği bilinmektedir. Osmanlı’nın kuruluş döneminde manevi önderlik yapan önemli isimlerden biri olan Şeyh Edebali, Bilecik yöresinde etkili olmuş; Osman Bey üzerinde derin tesir bırakmıştır.

Osmanlı kroniklerinde aktarıldığına göre Osman Gazi, Şeyh Edebali’nin dergâhında gördüğü meşhur rüyasında, Şeyh Edebali’nin göğsünden çıkan ayın kendi göğsüne girdiğini ve ardından bedeninden büyük bir çınar ağacının yükseldiğini görmüştür. Âşıkpaşazâde gibi Osmanlı tarihçileri bu rüyayı Osmanlı Devleti’nin doğuşunun sembolik anlatımı olarak aktarmaktadır.

Bu nedenle Hoca Ahmed Yesevi’den Babailere, oradan Hacı Bektaş’a, Ahiliğe ve Osmanlı’nın kuruluş dünyasına uzanan çizgi yalnızca dini değil; aynı zamanda sosyolojik bir tarih hattıdır.

Sonuç Babailer İsyanı yalnızca bir ayaklanma değildir. Aynı zamanda Anadolu’daki Türkmen kimliğinin, halk İslamının ve kültürel hafızanın şekillenme süreçlerinden biridir.

Bugünkü Anadolu toplumunu anlayabilmek için yalnızca saray tarihine değil; göçebe Türkmenlerin yaşadığı kırılmalara, inanç dünyasına ve sosyal mücadelelerine de bakmak gerekir.

Hoca Ahmed Yesevi’den Baba İlyas’a, Baba İshak’tan Hacı Bektaş-ı Veli’ye, Ahi Evran’dan Şeyh Edebali’ye uzanan çizgi; aslında Anadolu’nun ruhunu oluşturan büyük tarihsel hafızanın parçalarıdır.

Ve belki de Anadolu’yu anlamak, biraz da bu sessiz kırılmaları anlayabilmekten geçmektedir.

Sevgi ve selamlarımla…