← Köşe Yazıları

Tarih

Türkiye Siyasetinin Dünü, Bugünü, Yarını

Fatih Küçüktütüncü·9 Mayıs 2012·5 dk okuma

Yakın Türkiye Tarihi

Yakın Türkiye Tarihi

Dünya tarihine baktığımızda, bazen siyasal iktidarların toplumu değiştirdiğini, bazen de toplumsal yapının siyasal iktidarı şekillendirdiğini görüyoruz. Bir devrim üzerine kurulmuş Türkiye Cumhuriyeti, Mustafa Kemal ve yol arkadaşlarının çalışmaları sonucunda toplumu dönüştürmüş, modern Türkiye’nin temellerini atmıştır. Ancak bu değişim ve dönüşüm sürecinini sadece 192o veya 1923’ten başlatmak, bizim obektif bir değerlendirme yapmamızı engeller. Zira 1.ve 2. Meşrutiyet’i tam olarak anlamadan, Tanzimat ve Islahat Fermanlarını iyi analiz etmeden, Kanun-i Esasi’yi, “Jeune Turc” oluşumunu bilmeden 1923’ü değerlendirmek toplumsal dönüşümü eksik yorumlamalara yol açar. Bu eksik yorumlama Türkiye’deki bugünkü gelişmeleri de görmemizi sınırlandırabilir.

1911 yılında 2. Meşrutiyet’in ilanından sonra iktidara gelen İttihat ve Terakki, dejenere edilmiş eğitim sisteminde köklü bir reforma karar verir. Bunun üzerine öncelikle köhneleşmiş, softalık çamuruna bulaşmış medreselerde yer alan, tarikatlerce yetiştirilen ancak 20. yy’a ayak uyduramayan binlerce “molla”yı görevinden alır. Bunların yerine dönemin modern okullarında yetişen eğitimciler okullarda eğitim vermeye başlar. Ancak kendi çıkarlarının engellendiği, tasfiye edildiğini düşünen dönemin mollaları “padişahım çok yaşa” şeklinde isyan ederek İttihat ve Terakki’ye isyan bayrağını çekerler. Bu olayla lugatımıza iki yeni terim girmiştir:  “irtica” ve “mürteci”.

“İrtica” kelimesi eski rejimi isteme; “mürteci” kelimesi de eski rejimi isteyen insan anlamına gelmektedir. “Alaylı”, “mektepli” kavramları da yine bu dönemde meydana gelmiştir.  İsyan, Mustafa Kemal’in de içinde bulunduğu Hareket Ordusu tarafından bastırılır ve “mürteciler” dönemin İstiklal Mahkemeleri olan “Divan-ı Harb-ı Örfi”de yargılanır.

İttihat ve Terakki her ne kadar  siyasi alanda yanlış bir çok karara imza atmış olsa da, -bunlara Dünya Savaşı ve Balkan Savaşı’nda alınan kararlar diyebiliriz- “eğitimde modernleşme”, “toplumsal modernleşme” gibi kavramlar üzerinde çağa ayak uydurma adına önemli sosyal değişim programlarına imza atmıştır. 1911’den 1923’e kadar geçen sürede, resmi yazışmaların Fransızca ve Latin harfleriyle yapılması 1928’deki harf devrimine bir zemin hazırlamıştır.

Namık Kemal, Tevfik Fikret ve bir çok yazar “vatan” kavramını gündeme getirmiş; o zamanki ismiyle “hürriyet”, bugünkü ismiyle “özgürlük” savunucuları olmuşlardır. Osmanlı’nın son zamanında Harbiye ve Mülkiye Mekteplerinde okuyan gençler batı demokrasisi ile Osmanlı’daki anti-demokratik uygulamaları kıyaslamaya başlamış ve “değişim” in mutlaka gerçekleşmesi düşüncesine girmişlerdir.

“Mustafa Kemal” de Osmanlı’nın modern okullarında okuyan bir subay olarak bu değişimi ruhunda hissediyordu. 1911’den sonra araya giren Trablusgarp, Balkan ve Birinci Dünya savaşları bu değişimin zamanını geciktirmiş olsa da 1919’da “başka bir dünya mümkün” düşüncesiyle bir “devrim” hareketi başlamış, Anadolu’da halk örgütlenmiş, sonunda “Modern Türkiye”nin temelleri atılmıştır.

Mustafa Kemal’in harp okulunun ilk yıllarından itibaren düşündüğü, kurguladığı ve “başka türlü bir şey benim istediğim” dediği değişim programları 1923’ten sonra birer birer gerçekleşmeye başlamıştır.

Dikkat ediniz, Mustafa Kemal’in devrim hareketine Anadolu’dan başlaması, halkın desteğine ihtiyaç duyması ve bu hareketin bir halk devrimi şeklinde gerçekleşmesine neden olmuştur. Nitekim 1919 ile 1922 arasındaki süreçte, Yunan ordusuyla savaşmaktan daha fazla İstanbul hükümetiyle mücadele eden bir halk hareketini görüyoruz. Bu değerlendirmeyi yaparken unutmamak gerekir ki 1919’da bu toplumsal harekete destek veren pek çok insanın “İttihat ve Terakki”nin vatanperver subayları, bir nevi toplumun elitleri olduğunu vurgulamak gerekir.

Can Dündar’ın, Mustafa Kemal’in biyografisini ilk defa kitaplaştırırken kitabın ismini “Yükselen Bir Deniz” koymasını bu noktada değerlendirmekte yarar var. Zira devrim hareketi içerisinde bir tutuklama veya öldürme ile karşı karşıya kalması Mustafa Kemal’in de “yükselemeyen bir deniz” olmasına neden olabilirdi.

Halkın desteğini almış, toplumsal elitler sayesinde devrim gerçekleşmiş, sonrasında toplumsal elitler tarafından da modern halk dönüşümü hareketi bu dönemde başlatılmıştır. Bu bağlamda kadro itibariyle dönemin “Halk Fırkası”nın, “İttihat ve Terakki”yle olan kan bağını unutmamak gerekir. Devrim süresince toplumsal koalisyon şeklinde nitelendirebileceğimiz “İttihat ve Terakki ile Halk Partisi” arasındaki yardımlaşma, devrimden sonra “İktidar elde etme rekabeti”ne dönüşmüştür.  Atatürk’e suikast planlarını, Terakki Perver Cumhuriyet Fırkası’nın kurulmasının arkasındaki bu gizli rekabetin dışa yansıması olarak görebiliriz.

Sonunda kurulan İstiklal Mahkemeleri eliyle iktidar, rakiplerini etkisiz hale getirmeyi başarmıştır.

Bugünkü Türkiye

1971 ve 1980 darbeleri ile Türkiye’de modernist, düşünce elitlerinin bir çoğu öldürüldü, tutuklandı, idam edildi, yurt dışında yaşamaya mecbur edildi. Bu dönemde “aydınlarımızı” kaybetmemiz büyük bir “toplumsal fikir sancısı” yaşamamıza neden oldu. 1980’lerin sonunda ’80 darbesiyle örselenen sol hareketin yerini ve boşluğunu bir başka parti olan “Refah Partisi” doldurmaya başladı. Bu partinin Milli Türk Talebe Birliği yurtlarında Necip Fazıl şiirleriyle büyüyen gençler, 1980 sonlarında Refah Partisi bünyesinde solun söylemlerini de kullanarak Necmettin Erbakan’ın önderliğinde yeni  bir hareket başlattı. Aslında 1960’larda başlayan “Milli Görüş” hareketi 90’lı yıllarda yeniden yükselişe geçti.

Bu dönemde Refah Partisi’nin Anadolu ve İstanbul’un varoşlarından çok büyük oylar toplaması, ”solun” eksikliğinde Türkiye’de siyasi yeni figürün ortaya çıkmasına neden oldu. “Sivas Katliamı”nda onlarca aydının yakılarak öldürülmesi, Türkiye’deki bilinçsiz siyasal İslam’ın tehlikelerini gözler önüne seriyordu. Toplumun Siyasal İslam’ı içselleştirmemesi, 28 Şubat’la birleşince Refah Partisi de bir dönüşüm ihtiyacı hissetti ve bugünkü AKP’nin temelleri atılmış oldu. AKP, büyük halk desteğiyle iktidarı elde etti ve tıpkı Cumhuriyet’in ilk yıllarında olduğu gibi İktidar yoluyla toplumu dönüştürdü; bu dönüşüm halen devam etmektedir. Batılıların tabiriyle “Ilımlı İslam”, “Muhafazakar Demokrat” gibi terimler de Türkçemize kazandırılmış oldu.

Bu dönemde AKP’nin gizli koalisyonları da cemaat ve ideolojisiz halk kitleleriyle oldu. Yapılan araştırmalar AKP’nin kemik “milli görüş”oyunun %8; cemaat, ANAP ve DYP’nin oylarıyla ikinci kemik oyun %20; ideolojisiz diğer halk kitlelerinin katılımıyla bu oyun %50’ye yükseldiğini görüyoruz.

Gelecek Türkiye

İttihat ve Terakki kadrolarıyla Cumhuriyet’in 1925’lerdeki kadrosu arasındaki rekabet, bugün cemaat ve AKP kadroları arasında yaşanmaktadır. Zira güç sahipleri, iktidarları süresince, iktidarı elde etme sürecinde yaptıkları koalisyonların oluşturduğu tehditleri ortadan kaldırma eğilimindedir. Bugünkü cemaat-AKP tartışmasını bu şekilde değerlendirebiliriz.  2001’den bugüne kadar iktidarın yetişmiş eleman ihtiyacını, açtığı okullar, dershaneler, evler sayesinde cemaat karşılıyordu. Özellikle Ergenekon, Balyoz gibi davalarla karşıt güçlerin bertaraf edilmesiyle iktidarın kendi içerisindeki farklı güçlerin rekabetine tanık oluyoruz bugünlerde.

Şike davasında, Mavi Marmara baskınında, Deniz Feneri ve KCK operasyonlarında hükümetle “zıt” görüşlere sahip cemaatin kadroları öyle görülüyor ki hükumet eliyle tasviye sürecine giriyor. İstanbul Emniyeti’nde bugün itibariyle Ergenekon ve Balyoz soruşturmalarını sürdüren 700 polisin şark görevine atanması bunun bir delilidir.

Yaşanan MİT krizinden sonra her ne kadar cemaat ve AKP kurmayları siyaseten ılımlı demeçler verseler de bu ayrılık ilerleyen dönemlerde daha çok kendini hissettirecektir. AKP kurmaylarının “Siyasal İslam” düşüncesiyle, cemaat bireylerinin “Sosyal İslam” düşünceleri arasındaki farklılıklar bu ayrışmanın temelini oluşturuyor.

Toplumsal dönüşümün ve küresel etkileşimin daha da hızlandığı bugünler yeni siyasal dönüşümlere gebedir.

Bu dönüşüm, dünyadaki “sosyal adelet” ve “eşitlik” arayışına paralel ilerleyecektir ve ilhamını, enerjisini bu değerlerden alacaktır. İnternetin “bilgi paylaşımı” konusunda oluşturduğu devrim ve küresel adaletsizlikler “paylaşımcı bir toplumun” temellerini atmakta ve gelecek demokrasi devrimlerine zemin hazırlamaktadır. Kim bilir Martin Luther King’in hayalinin, ölümünden 45 yıl sonra Obama’nın devlet başkanı seçilmesiyle gerçekleşmesi gibi, 1971 yılının kahramanlarının hayali de ölümünden 45 yıl sonra gerçekleşecektir belki de yakın gelecekte.