← Köşe Yazıları

Toplum

Sosyal Eşitlik mi? Toplumsal Kalkınma mı?

Fatih Küçüktütüncü·9 Mayıs 2012·4 dk okuma

Yıllardır ülkemizde devam eden bir tartışma var: “Gelir eşitliği mi önemlidir? Ulusal kalkınma mı?” Daha doğrusu ülkemizdeki liberal “aydınlarımızın” ısrarla savunduğu bir tez var. Diyorlar ki: “Ülke politikalarında…

Yıllardır ülkemizde devam eden bir tartışma var: “Gelir eşitliği mi önemlidir? Ulusal kalkınma mı?” Daha doğrusu ülkemizdeki liberal “aydınlarımızın” ısrarla savunduğu bir tez var. Diyorlar ki: “Ülke politikalarında sosyal eşitlik arayışına girmek ve bu şekilde devlet politikaları belirlemek toplumsal kalkınmanın önünde  en büyük engeldir.”  Bu konuda AB ilişkilerini yürüten bakanımız “Sosyalizmin ne I-phone’u olmuştur, ne de plazma TV’si” şeklinde bir beyanda bulunmuştu.

Temelleri 18.yy’da Adam Smith tarafından yazılan “Ulusların Zenginliği” adlı kitapla atılan Klasik İktisat anlayışına göre, her birey kendi faydasını en yüksekte tutmak adına çalışacak ve bireylerin bu uğraşı genel refahı arttıracaktır. Yine aynı eserinde Smith, ekonomide genel bir dengeden bahseder. Esasen, denge olgusu klasiklerin vazgeçilmez öngörüsüdür. Bahsi geçen iktisat akımına göre, bu denge bozulduğunda, insanlar tekrar eski denge konumuna gelmek için çaba sarf ederler. İşte bu dengeye gelme hırsı veya isteği teknolojinin de yardımıyla bireylerin yeni keşifler yapmasına imkan tanıyacaktır.

Bu doğrultuda düşünen insanlar hayatın özünde “kavga”, “yarış” , “hırs” ve “rekabet” olduğunu ateşli bir şekilde savunmakta, bu durumun da medeniyetin gelişmesinde en önemli etken olacağını iddaa etmektedir. Liberal ekonomi politikalarını ısrarla savunan mevcut iktidarın, seçim propagandalarında sıkça kullandığı bir argüman vardı:

“2002’de kişi başı milli gelirin 3000$, günümüzde ise 10.000$ civarında olması.”

Özellikle 1980 ve sonrasında izlenen liberal politikalar sonucu artık bir “Küçük Amerika” haline gelmiş olan ülkemizde medya ve yaygın iletişim kanallarıyla liberal politikaların toplum için yararı bilinçaltına durmadan pompalanmakta, böylelikle halinden memnun bir toplum meydana gelmektedir.  Yapılan anketlerde Türkiye halkının %78’inin halinden mutlu olduğu ve geleceğe güvenle baktığı söyleniyor.

Ülkemizde yeterli bir alternatif siyasi gücün olmaması da tıpkı büyük güçlerin istediği gibi “Amerikalaşma” sürecini hızlandırmaktadır. Mevcut entelektüellerimizin de güç ve pozisyon elde etme adına hükümet politikalarını ateşli  bir şekilde savunması, muhalif isimlerin giderek marjinalleşerek topluma ulaşamaması halkın “daha da iyisi mümkün” düşüncesine yönelmesini engelliyor doğal olarak.

Dört yaşında bir çocuğun bir yetişkin gibi yorum yapmasını bekleyemeyiz. Yirmi beş yaş üstü gençlerde ortalama okulda zaman geçirme süresinin altı buçuk yıl olduğu, otuz yaş altı gençlerde işsizlik oranının %20 civarında olduğu yoksul bir ülkede toplumsal olarak insanların yeni ekonomik teoriler düşünmesini, araştırmasını beklemek hayalcilik olacaktır. Ancak toplumun önünde giden fertlerin bir kutup yıldızı gibi insanlara “idealist” bir ruhla doğruları bahsetmesi son derece önemlidir. Zira Mevlana “Bir mum, başka bir mumu tutuşturmakla ateşinden br şey kaybetmez.” derken bu toplumsal aydınlatmada bilgi ve düşünce paylaşımına işaret etmek istiyordu.

Bu arada alışılageldik ifadelerle “anti-emperyalizm”, “kahrolsun faşizm” gibi sloganlara takılmadan bu makalede rasyonel bir analiz yapacağım. Zira kişisel kaygım önce ülke olarak Türkiye’nin, sonrasında üzerinde yaşadığımız yeryüzünün çok daha yaşanabilir, hayat kalitesi yüksek bir ülke haline gelmesidir. Eğer bu toplumun yaşam kalitesinin artmasında tek yol “Amerikalaşma” olsa ben de kişisel olarak bu fikri destekliyor olurum. Ancak burada topluma model olacak daha farklı modellerden bahsedeceğim.

Yıllardır “Daha iyisi mümkün” dendiğinde, liberal politikacıların önümüze getirdiği Kuzey Kore, Sovyetler Birliği örneklerine sığınmadan farklı bir rota tayininin gerekli olduğunu anlatmak istiyorum.

İnsani Gelişmişlik Endeksi

Bilindiği üzere ülke olarak insani gelişmişlik endeksi sıralamasında doksan ikinci sırada yer alıyoruz.

İnsani Gelişme Göstergesi (Human Development Index), Dünya’daki ülkeler için yaşam uzunluğu, okur yazar oranı, eğitim ve yaşam düzeyi doğrultusunda hazırlanan bir ölçümdür. İnsanların düzgün yaşaması, özellikle çocuk hakları için bir ölçü teşkil eder. Bu araştırma sonucunda bir ülkenin gelişmiş, gelişmekte olan ya da gelişmemiş bir ülke olduğu, bunun yanı sıra ekonomisindeki etkinin yaşam niteliği ne düzeyde etkilediğini gösterir. Dağılım ilk olarak 1990 yılında Pakistanlı ekonomist Mahbub-ul Haq tarafından geliştirilmiştir ve 1993 yılından bu yana Birleşmiş Milletler Gelişme Programı tarafından yıllık Gelişme Raporu’nda sunulur.

Başka bir tanıma geçmeden önce İskandinav ülkelerinin tamamının insani gelişmişlik endeksi listesinde ilk yirmi içerisinde olduğunu vurgulamak gerekiyor.

GINI Katsayısı

Gini katsayısı, bir ülkede milli gelirin dağılımının adaletli olup olmadığını ölçmeye yarayan bir katsayıdır. Katsayı sıfır ile bir arasında değerler alır ve yüksek değerler daha büyük eşitsizliğe tekabül eder. Örneğin herkesin aynı gelire sahip olduğu bir toplumun Gini katsayısı 0 iken tüm gelirin bir kişide toplandığı (birden çok kişinin mensup olduğu) toplumun Gini katsayısı birdir.

Dünya ölçeğinde gelir eşitsizliğini gösteren Gini katsayısının 1965’te 0,66, 1980’de 0,68, 1990’da 0,74’e yükselmesi, küreselleşme sürecinin derinleşmesi ile uluslararası gelirin dağılımındaki eşitsizliğin derinleşmesi arasındaki yakın ilişkinin varlığını belgelemektedir.

Günümüzde OECD  ülkeleri ortalaması 0,310, AB ülkeleri ortalaması 0,304’tür.

Gelir dağılımı en iyi olan Kuzey Avrupa ülkelerinden İsveç’te katsayı 0,25, buna karşı İsviçre’de 0,34, Fransa’da 0,33, Almanya’da 0,28, İngiltere’de 0,34, ABD’de 0,41’dir. Görülüyor ki, kişi başı gelir rakamının yüksekliği ile gelir dağılımının bozukluğu farklı konular.

Türkiye’de bu oranın 0,43 olması, gelir adaletsizliğini rasyonel olarak gözler önüne sermektedir. Burada Rusya’da oranın Türkiye’yle yaklaşık değerlere sahip olduğunu da ifade etmek gerekir.

Başka bir tanıma geçmeden önce İskandinav ülkelerinin tamamının GINI katsayısı listesinde Dünya’da en  düşük katsayıya sahip olduğunu vurgulamak gerekiyor.

Kişi Başı Milli Gelir

Kişi başı milli gelir bir ülkede elde edilen toplam gelirin, ülke nüfusuna bölünmesiyle elde edilir. 2011 verilerine göre ülkemiz 10.000 $ civarında bir kişi başı milli gelire sahiptir.

Kişi başı milli gelir tutarlarında yine İskandinav ülkelerinin tamamının 45.000 $ ve üzerinde bir gelire sahip olduğunu ve Dünya sıralamasında en iyi yirmi ülke arasında yer aldığını vurgulamak gerekiyor.

Yeni Türkiye Modeli

Yukarıdaki veriler, ülke olarak son otuz yılda önemli ilerlemeler gerçekleştirdiğimizi, ancak bu gelişmelerin sosyal eşitliği adil bir şekilde sağlayamadığını belirtmektedir.  İskandinav ülkelerinde “sosyal eşitlik” duygusunun, aynı zamanda “teknolojik ve ekonomik gelişmelere” engel olmadığını bizlere vurgulamaktadır.