← Köşe Yazıları

Toplum

Siyasal Deizm'den İçsel Yolculuklara

Fatih Küçüktütüncü·6 Eylül 2013·4 dk okuma

Ülke gündemi ve siyasetin bir hayli hareketli olduğu bu günlerde yine köşe yazarı olan bir dostum “Yeni dönemde neden siyaset yazmayacaksın?” diye bir soru yöneltti geçen hafta…

Ülke gündemi ve siyasetin bir hayli hareketli olduğu bu günlerde yine köşe yazarı olan bir dostum “Yeni dönemde neden siyaset yazmayacaksın?” diye bir soru yöneltti geçen hafta…

“Başka Bir Dünya Mümkün” sloganını adeta patentini alacak kadar yazılarında kullanmış ve pek çok farklı platformda ülkenin gençlerinin ve geleceğinin nasıl olması gerektiğine çözümler arayarak geçirmiş bir birey olarak bu günkü Türkiye’de bu sesin yeniden yükselmesi gerektiğini tavsiye etti bana..

Ona karşı cevabım çok basitti: “Daha öncesinde toplum psikolojisi üzerine yoğunlaşıyordum, bunu yaparken asıl önemli olan “birey psikolojisi”, bireyin iç yaşantısındaki ruhsal derinliklere yoğunlaşma fırsatı bulamıyordum.

Belki daha geniş dairede bir değişikliğin meydana gelmesi ve bu doğrultuda çalışıyor olmak başlangıçta daha fazla heyecan verici gelebilir bireylere oysa bunu yaparken en derin daire olan öz benliğimizi gözden kaçırıyoruz zamanla…

Siyasetle, dünyanın ve ülkenin meseleleriyle hemdem olurken özün ihtiyaçları ve ruhun derinliklerini ihmal ediyoruz… Belki de bu yüzden Can Yücel efsane şiirinde “Her şey sende gizli” demişti…

Belki de bu yüzden Mevlana, Yunus Emre,  Hacı Bektaş-ı Veli, Budha, Mahatma Gandhi dünyayı değiştirmenin ancak insanın kendi iç dünyasına yapacağı seyahatlerle mümkün olduğunu hayatları boyunca anlatlaya çalıştılar…

Belki de bu yüzden Martin Luther Kinger Washington’da Lincoln Meydanı’nda kensini ni dinleyen yüzbinlerce insana “Be the change you want to see in the world” (Dünyada gerçekleşmesini istediğin değişimin ta kendisi ol) demişti…

Belki de bu yüzden Latin Amerikanın bu yüzyılda yetiştirdiği en büyük entelektüellerden Gabriel Garciaz Marquez 80 yıllık ömrünün sonunda en kıymetli eserini yazarken önsözüne “Tüm dünya için tek bir insan olabilirsin ancak bazıları için sen bir dünyasın” demişti…

Yaşadığımız dünyada var oluşun belki de en temel amacı bireyin kendi ruhunu ve derinliklerini anlamaya çalışması… Günlük hayatımız boyunca bazen öyle engellerle ve detaylarla karşılaşıyoruz ki en önemli olan olan kalp ve ruh derinliğini gözden kaçırıyoruz çoğu zaman…

Etrafımızda pek çok insanın duyguların giderek yozlaşmasından şikayet etmesinin aslında bu gerçeğin altında yatıyor. Yüz altmış karakterle duygularımızı ve düşüncelerimizi anlatmak zorunda kaldığımız platformlarda, herkesin aslında sıkılmasına rağmen bir türlü vazgeçemediği yüzeysel sosyal medya paylaşımlarına sınırlı kalan günümüz insanının duyguları, hiç fark etmesek de bu bilgisayar ekranlarına zincirle bağanmış halde…

Belki de bireyin mutluluğunu önce kendi özbenliğinde ve ruhunda keşfetmesinin yolculuğuna çıkmak ve onlara bu doğrultuda ilhamlar kazandırmak aslında en önemli olan…

Siyaseten “deist” olma kararımı vermemin tabiî ki de tek nedeni yukarda bahsettiğim nedene bağlamak da yanlış olur.  Yıllar önce yazmaya ilk başladığımda “Siyaset seyislik mesleği olmamalı” başlıklı yazımda Türkiye ve dünya genelinde maalesef uzlaşmadan çok bir güç mücadelesi haline gelen politik anlayışı dada detaylı analiz etmeye çalıştım. 2013 Türkiye’sinde ve dünyasında geldiğimiz noktada ise durumun vahamiyeti daha da artmış durumda..

Toplumun futbol takımları tutar gibi politik fanatizmde polarizasyonu, kutuplaşması ve bağlı oldukları düşünce kalıplarını yine bu fanatizm çerçevesinde değerlendiriyor olması sadece yazılarımda değil günlük yaşantıdaki konuşmalarımda bile artıkmümkün oldukça siyaseten bir yorum yapmama kararı almama neden oldu.

Tıpkı Sezen Aksu’nun 2010 Anayasa seçimlerinde Anayasa için “Evet” oyu kullanmasının ardından kendisine “AKsu” şeklinde alay eden ve ait olduğu camia tarafından bir dışlanma noktasına geldiğinde yazdığı “AYAR” şarkısında olduğu gibi “Ya bizdensin ya onlardan” anlayışını artık reddediyorum ve bu şekilde değerlendirmeler yapan insanları da etrafımdan mümkün olduğu kadar uzak tutmaya çalışıyorum…

Bir diğer nokta ise “Ya Bizdensin Ya onlardan” mecburiyetinin bireyleri bir tarafa hızla itmesi ve bunun sonucunda rasyonel analizler yapmaktan çok duygusal şovenizme ve güç mücadelesine sürüklemesi sonucunda toplumsal baskılarla bir tarafa polarlaşan bireyler kutuplaştıkları noktanın yanlışlarını da sahiplenmek ve etiketlenmek durumunda kalıyor…

Aydın olma ve enteljiyansın en önemli unsuru olan kalıpların ve önyargılardan uzaklaşarak düşünüyor olma durumu ise giderek toplumda yok olma noktasına geliyor, bizi bir şekilde teklemiyorsan “liberal” “yandaş” yaftalamalarına maruz kalındığı gibi, madalyonun diğer yüzünde ise “Bitaraf olan bertaraf olur” gibi samimiyetsiz ve çirkin bir tercihte bulunma noktasına gelmesi isteniyor bireylerin…

Bu nedenle olayları üç boyutlu düşünmeden uzak yüzeysel siyaset holignlığı türüyor ve bu da tıpkı Nazi Almanya’sında olduğu gibi giderek toplumun tüm bireylerini etkisi altına alıyor.

Bir diğer nokta ise bir sosyalist olan George Orwell’ın Rus komünist devrimini eleştirmek üzere kaleme aldığı “Hayvan Çiftliği” eserinde deyindiği gibi bireylerin hayatını, duygularını, enerjilerini ortaya koyduğu ve daha temiz bir dünya için bir araya geldiği manifestolar maalesef bazı çirkin eller tarafından manipüle edilme noktasına geliyor. Mısır’da Müslüman Kardeşleri eleştiren ve bu bağlamda bir darbe yapılması için sokaklara dökülen milyonlarca insanın haklı olduğu noktalar, darbe sonrasında askeri diktatoryanın yüzlerce insanın ölümüne neden olmasının ardından nasıl bir eylemin nasıl bir aksiyona dönüştüğünü hayretler içerisinde izlemiştir mutlaka…

Yine Demokrat Partinin 1960 öncesi antidemokratik uygulamalrını eleştiren bir çok insan darbe sonrasında gelinen noktada idamlar sonucunda yüksek istişare heyetinden de nefret ediyor hale gelmiştir…

Bu bağlamda bu tarz siyasi yazıları şu an için gündemime alma kararındayım…

Asıl önemli olan hayata, sanata, aşka, duygulara dokunmayı tercih ediyorum, zira sanat ve ruhun doyumu dünyanın tüm siyasi anlayışlarından çok daha yüce bir öneme sahip… Bu bağlamda zaten blogun içinden “Başka Bir Dünya Mümkün” sloganını kaldırdım artık… Çünkü bundan sonraki yazılar, duygular ve düşünceler çok önceleri hayalini kurduğum mümkün olan başka bir dünyanın tam da içinden ve özünden geliyor…

Herkese güzel bir hafta sonu diliyorum… Sevdiklerinize sevdiğinizi hatırlatmanız için Tanrı’nın lütfettiği  2 güzel gün var önümüzde… Sağlıcakla ve huzurla kalın…