Toplum
"Öz" Üzerine Yolculuklar
Günlük hayatta kullanmış olduğumuz kelimlerin anlamlarını pek çoğumuz düşünmüyor. Böyle olunca da kelimleri özensiz kullanan, dili özensiz konuşan bir toplum meydana geliyor.
Günlük hayatta kullanmış olduğumuz kelimlerin anlamlarını pek çoğumuz düşünmüyor. Böyle olunca da kelimleri özensiz kullanan, dili özensiz konuşan bir toplum meydana geliyor.
Zaman zaman "Türkçe'yi eleştirmek adına Türkçe felsefe yapmaya yeterli bir dil değil" diyen siyasetçiler, başbakanlar, cumhurbaşkanları da gördü malesef bu ülke.
Oysa içerdiği anlamlar itibariyle nice derinlikler barındıran bir dil Türkçe. Bunu söylerken de en çok sevdiğim kelimelerden bir tanesi "Öz" kelimesi.
Türk dil kurumuna baktığımızda Öz kelimesinin anlamlarını şu şekilde bize tanımlıyor:
1. Bir kimsenin benliği, kendi manevi varlığı, iç, nefis, derun
2. "Kendine, kendi kendini" anlamlarında birleşik kelimeler bütünü
3. Bir şeyin en kuvvetli veya kıvamlı bölümü, hülasa, zübde
4. Çıbanların içinde ölmüş dokudan oluşan, irinle birlikte çıkan parça
5. Bir şeyin temel öğesi
Öz kelimesi aslında temel itibariyle pek çok kelimemizin, duygularımızın da bir özü asıl itibariyle.
Özel kelimesinin ÖZ kelimesinden türemesi, Özlemek kelimesinin yine Öz kelimesinden türemesi daha doğrusu atalarımızın bu duyguları Öz kökeninden türetmesi de üzerinde ayrıca konuşulması gereken bir husus.
İsterseniz öncelikle yine TDK'nın Özel ve Özlemek kelimelerine yüklediği anlamlara bir bakalım:
Özel:
1. Yalnız bir kişiye, bir şeye ait veya ilişkin olan;
2. Her zaman görülenden, olağandan farklı olan
Özlemek:
1. Bir kimseyi veya bir şeyi görmeyi, kavuşmayı istemek, göreceği gelmek.
Özlediğimiz şeyler de bizim için özel olan şeyler de hep en derinlerimizden iç varlığımızdan gelen duyguların bir yansıması.
Bu nedenle varlığımızla ilişkili olan ve varlığımızı tamamlayan, bütünleyen ya da varlığımızın aidiyetini içeren kişiler, konular bizim için özel.
Kendi benliğimizi yarım bırakan, olmadığı takdirde kendi benliğimiz içinde bir şeyleri bir türlü tamamlamayan şeylere erişme güdüsüne de bu nedenle özlemek diyoruz.
Günlük hayattaki aşklar, dostluklar, aile bağları, yetiştiğimiz ortamlar, yaşadığımız mekanlar, içinde bizim benliğimize katkı yapan, benliğimizi olgunlaştıran her şey bu nedenle bizim için özel ve benliğimiz için kutsaldır.
Bu nedenle eğer benliğimizi tamamlayan bu unsurlar olmadığı zaman benliğimiz bir krize girmekte hatta çoğu zaman acılar çekmektedir. İşte bu nedenle benliğimizi oluşturan parçalardan ayrı kaldığımızda buna özlemek diyoruz.
İki kişinin yoğun yaşadığı aşklar, birliktelikler ve bu kişilerin bir diğerinin benliğinde kapladığı yer ne kadar büyükse ayrı kalındığında çekilen ızdıraplar, acılar da bu nedenle daha büyüktür...
İki kişinin bir diğerinin benliğinde bıraktığı alan ne kadar genişse bu kişi bir diğeri için o derece özeldir.
Günümüzde yaşanan ilişkilerin özünde benliği tamamlama, benlikte yer etme gibi kavramlardan ziyade sosyal statü, bedenden öteye geçemeyen yüzeysel hazlar daha ön planda olduğu için de yaşanan ilişkiler o kadar da derinlikle ve "öz"el olamıyor malesef...
Daha da ilginci "özgür" ve "özgürlük" kelimelerinin de yine bu Öz den türemiş olması...
Bakınız "Özgür" kelimesi için TDK'nın tanımları nasıl:
1. Herhangi bir kısıtlamaya, zorlamaya, şarta bağlı olmayan, serbest, hür
2. Yönetim bakımından yabancı bir gücün etkisi altında bulunmayan, başka bir yönetime bağlı olmayan
3. Kendi kendinehareket etme, davranma, karar verme gücü olan muhtar
4.Tutuklu olmayan hür.
"Özgürlük" içinse tanımlama şu şekilde:
Her türlü dış etkiden bağımsız olarak insanın kendi iradesine, kendi düşüncesibe dayanarak karar vermesi durumu, hürriyet.
Burada Öz'den yola çıkarak oluşan "Özel" ve "Özlemek" ikiz kelimelerinin diğer ikiz kardeş olan "özgürlük" ve "özgür" ile olan rekabeti, çatışması ise belki de ayrıca konuşulması gereken bir konu.
Zira modern insanın içsel çatışmalarından bir tanesidir benliğinden türeyen "özgürlük" duygu ve düşüncesiyle yine benliğinden türeyen "özel" in çatışması.
Özgürlük düşüncesiyle bazen bizim için özel olan bir çok şeyden, kişiden vazgeçerken, vazgeçmemizle birlikte benliğimizdeki özellerin yarattığı boşlukla artık benliğimizin bir parçası olmayan kişileri, yerleri, şeyleri özlüyoruz.
Bazen de bizim için çok önemli olan kişiler ve şeyler yüzünden özgürlüğümüzü kırıyor ve bu nedenle yine içsel benliğimizin huzursuz olmasına, mutsuz olmasına neden oluyoruz.
İşte insanoğlunun kaderi de yine kendi benliği ekseninde kendince önemli olan bu duygular arasında bir tercih arasında kalmakla başlıyor.
Bazılarımız "Özgürlüğü" seçerken bazılarımız "özel" i seçiyor. "Özel" i seçenler "özgürlüğü" "özlerken", özgürlüğü seçenler de "özel" i özlüyor.
Ve bu iki duygu yanı "özgürlük" ve "özel" ler kendi ruhumuzda sürekli bir savaş veriyor.
Günümüzde özellikle bireysellik ve egonun güç kazanması ve benlik üzerine kurulu bir toplum yapısına evrildiğimiz için de "özgürlük" duygusunun bu dönemde "özel" lere karşı daha fazla galibiyet aldığını görüyoruz.
Kendi iç benliğimiz üzerine daha uzun yazılar yazmak gerekir belki ancak Öz'den yansıyan kelimeler üzerinde biraz daha düşünmek gerekir bence:
Öz , Özel, Özlemek, Özen, Özgür, Özümsemek, Özgürlük, Özenti, Özerk, Öz