← Köşe Yazıları

Tarih

Banknotların Ardındaki Yüzler: Fatma Aliye Hanım ve Bir Medeniyetin Hafızası

Fatih Küçüktütüncü·29 Ocak 2016·6 dk okuma

Zaman zaman bu blogda Osmanlı ve Türk medeniyet tarihine damgasını vurmuş değerli kadın şahsiyetleri gündeme getirmeye çalışıyorum. Afife Jale, Bodrum Hakimi Aliye Hanım, Keriman Halis b blogda yer verdiğim ve günümüz…

Zaman zaman bu blogda Osmanlı ve Türk medeniyet tarihine damgasını vurmuş değerli kadın şahsiyetleri gündeme getirmeye çalışıyorum. Afife Jale, Bodrum Hakimi Aliye Hanım, Keriman Halis b blogda yer verdiğim ve günümüz nesillerinin bilmesi,ilham alması, tanıması gereken isimlerden.

Bunların yanında yine gençliğimizin çok fazla bilmediği ancak her gün kağıt banknotların arka tarafında bize bakan nice önemli şahssiyeti tanımaması böyle bir yazıyı yazmaya beni mecbur bıraktı.

Barış Manço’nun seksenli yıllarda yaptığı “Anahtar” şarkısını 80’li yıllarda yaşamış bir çok insanımız bilir.

5 şair bir abide,

iki abide bir sultan,

5 sultan bir düşünür,

2 düşünürse 1 mimar

Bu şarkıda aşık olduğu bir kızın sorduğu bilmecenin yanıtı bulmak üzere aşkın anahtarını arayan gencin hikayesi anlatılır.

Okuyucuların bu şarkıyı mutlaka dinlemesini tavsiye ederim.

Diğer yandan yine Barış Manço bir defasında bir Fransız televizyonuna konuk olarak katıldığında, Fransız spikerin Türklerin barbar ve sanattan kültürden uzak olduğunu ima etmesi üzerine Barış Manço cebinden Türk banknotlarını ve Fransız banknotları çıkarır. Fransız banknotların üzerinde Fransız savaş kahramanları (Napollon Bonaparte vs) yer alırken Türk banknotların ardında o dönemde milli şairlerimizin, düşünürlerimizin, mimarlarımızın yer alması Türk toplumunun kendi içinden yetiştirdiği değerlere gösterdiği özeni gösterdiği küstah fransız spikere anlatmıştır.

Tıpkı seksenli yıllarda olduğu gibi 2000’li yıllarda da zaman zaman toplumun belli değerlerden uzaklaştığını görsek de en azından halen Türk banknotlarının üzerinde bulunan değerli isimleri Türk gençliğinin yakından bilmesi ve tanıması gerekmektedir.

Cahit Arf, Mimar Kemalettin, Fatma Aliye hanım üzerinde dikkatle durulması gereken isimlerden sadece bazıları.

Osmanlı son döneminde ve Türkiye Cumhuriyeti’nin ilk yıllarında kadının rolü, bireyselleşmesi, erkekle aynı haklara sahip olmak için mücadele vermesi, milli duygular için savaşması Türk kadınının gelişimi için son derece önemlidir.

Halide Edip Adıvar, Afife Jale, Fatma Aliye, Keriman Halis, Sabiha Gökçen ve niceleri etraflarını saran prangalara karşı onurlu mücadeleler vererek bu günkü eğitimli, modern Türk kadınının yaratılmasının öncülerinden olmuşlardır.

Eski dönemlerde Kadınlar için “Cins-i Latif” tabiri çok kullanılırmış. İnceliği, nahifliği, kırılganlığı sembolize eden Latif kelimesi o dönemin kadınları için son derece önemli bir sıfattı belki de. Günümüzde tüketim toplumu yaşam modeli, modern metropol yaşantısı, kapitalizmin dikta ettiği unsurlara bakarak her ne kadar Cins-i Latif letafetini kaybetmeye başlasa da o dönemdeki letafetin üzerinde durmak gerekir.

Zira o döneme damgasını vuran tüm kadınlarımız her ne kadar prangalarını yıkmak için zorlu mücadeleler vermişse de zamanla kırılgan, naif bünyeliği asi, boyun eğmez ruh hallerinin birleşimiyle o dönemin pek çok kadın kahramanının kalplerini kırmış, nazik bünyelerinin hayatlarının sonlarına kadar bir inzivaya mahkum ettirmiştir.

Aynı durumu Halide Edip’te de görmek mümkün, Fatma Aliye Hanım’da da görmek mümkün ilk first lady’miz Latife Hanım da da görmek mümkün.

Bu gün diğerlerine göre daha az göz önünde bulunan bir kahramanın Fatma Aliye Hanım’ı yaşam hikayesine bir göz atalım isterseniz.

Osmanlı döneminin 19. Yüzyılda yetiştirdiği en büyük devlet adamlarından Ahmet Cevdet Paşa’nın kızıdır Fatma Aliye Hanım.

Her büyük şahsiyeti yetiştiği şehir, dönem,aileden bağımsız olarak ele almak imkansızır. Ahmet Cevdet Paşa Adliye Nazırlığı da yapmış dönemin en önemli devlet adamlarından. Tanzimat Fermanında imzası vardır, ilk Osmanlı anayasası “Mecelle”nin yazılmasında anayasa heyetine başkanlık etmiştir.  Devletin resmi tarhçisi olarak on iki ciltlik “Tarih-i Cevdet” isimli eserinde Osmanlı ve Türk tarihini ilk kez detaylı bir şekilde anlatan Türk tarihçisidir. Aynı zamanda yamış olduğu “Kavaid-i Osmaniyye” isimli eserle ilk Osmanlı gramer kitabını da hayata geçirmiş edebiyattan, felsefeye; tarihten iktisata kadar çok önemli çalışmalara imza atmış gerçek bir Osmanlı Paşa’sıdır.

Osmanlı Devleti’nin en önemli ticari teşekküşü Şirket-i Hayriye’nin kurulması da yine Ahmet Cevdet Paşa zamanında gerçekleştirilmiştir.

Böyle bir paşanın entelektüel ve asil hayatının en önemli meyvelerinden bir tanesi de öz evladı Fatma Aliye Hanım’dır.

Osmanlı’nın son devirlerinde Victor Hugo’dan, Balzac’dan, Goethe’den esinlenerek roman ve hikaye sanatı Osmanlı sanatının içerisinde yerleşmeye başlamıştı. Bu dönemde Taaşşuk-u Talat ve Fitnat’la ilk Türk romanını yazan Şemsettin Sami ilerleyen günlerde yetişecek Yakup Kadri, Ahmet Haşım, Halit Ziya, Reşat Nuri gibi bir çok Türk romancıya romanın kapısını aralamıştı.

İlk Türk Kadın romancı olarak Zafer Hanım resmi kayıtlara geçse de Zafer Hanım hayatı boyunca tek bir eser bırakması nedeniyle Fatma Aliye Hanım Türk Kadın Roman Yazarlarının öncülüğünü yapmıştır.

Naif bir Osmanlı hanfendisi Fatma Aliye Hanım. Bebek’de babasıyla birlikte yaşadığı yalıda öğrenmiş Fransızca’yı da Arapça’yı da. 1870’li yıllarda kadınlar için özelleşmiş eğitim kurumları olmaması nedeniyle evde bulunan kitaplarla, özel öğretmenlerle kendini yetiştirmiş bir entelektüel Fatma Aliye Hanım.

Gazi Osman Paşa’nın subaylarından Faik Bey’le evlenmiş ve bu evlilikten dört kızı olmuştur.

Öncelikle yabancı bazı romanları isimsiz bir şekilde Türkçe’ye çeviren Fatma Aliye sonrasında kendi eserlerini de kaleme almaya başlamış, yazmış olduğu eserler 20. Yy başlarında Osmanlı gençliğine, Jön Türklere, İttihat ve Terakki aydınlarına Türk kadını adına bir umut kaynağı olmuştu.

Eserlerindeki üslup ve bilgi derinliği dönemin önemli aydınlardan Ahmet Mthat Efendi’nin dikkatini çekmiş ve Ahmet Mithat Efendi Fatma Aliye Hanım’ı manevi evladı olarak okurlarına tanıtmıştır.

Ahmet Mithat Efendi için bir parantez açmak gerekirse kendisi Osmanlı’nın ilk popüler roman yazarı ve köşe yazarı olarak ün yapmış, öldüğünde 200’den fazla eseri bizlere bırakmıştır. Çıkardığı Tercüman-ı hakikat gazetesiyle Namık Kemal gibi hürriyetin ve aydınlık Türkiye’nin şiddetli savunucularından olmuştur. Evliliğini de ilk Osmanlı kadın şairi Fitnat Hanım’la gerçekleştirmiştir.

İlgintir Fatma Aliye belki toplum baskısı belki naifliğinden dolayı olsa gerek yazdığı ilk eserleri Bir Kadın takma ismiyle yayınlamıştır uzun süre.

Balkan Savaşları ve Birinci dünya Savaşı sırasında Enver Paşa’nın isteğiyle Sultanahmet’te tük kadınlığının gerekleriyle ilgili uzun bir konuşma yapmış Osmanlı’nın en saygı duyulan kadınlarından biri olmuştur.

Başta söylediğim gibi bu naif bünyeler hayatının son deönemlerinde de doğru bildikler gerçekleri korkmadan söylemiş bu durum doğal olarak mevcut sistemden izole olmalarına neden olmuştur.

Aynı durum yıllarca sürgün hayatı yaşayan Halide Edip için de geçerlidir örneğin.

Fatma Aliye Hanım modern Türk kadının yaratılmasında öncülük yapmış bir isim olmkla birlikte, kadınlara sahip oldukları hakları eserleriyle anlatmaya çalışmış bir aydın.

İslam dininin kadınlar için bir sürgün dini olmadığını, dinin insanlar tarafından yanlış yorumlanması nedeniyle kadınların sosyal hayatta sahip olması gereken haklara sahip olamadığını sıklıkla dile getimiştir.

İstiklal Mücadelesine de destek vermiş Fatma Aliye Hanım, Cumhuriyet’in ilk dönemlerinde zaman zaman görülen ölçüsü kaçırılmış batı taklitçiliğini eleştirmesi nedeniyle dvlet tarafından ikaz edilmiş, belki de bu durum bu asil kadının hayatını adadığı ideallerin ve toplum modelinin eksen kaymasına uğraması nedeniyle hayata küserek bir inziva hayatına başlamıştır 1930’ların başında.

Ahmet Cevdet Paşa’nın diğer kızı ve Fatma Aliye Hanım’ın ablası ise Emine Seniyye Hanım’dır ve Emine Seniyye Hanım ilk Osmanlı feminsti olarak ün yapmıştır.

Fatma Aliye Hanım kardeşine göre daha ölçülü bir düşünce tarzını benimsemiş ve kadının modern toplumda elde etmesi gereken yeri insanlara anlatmaya çalışmıştır.

Her bir büyük insanın hayatında, özel hayatında o kadar ilginç noktalar vardır ki bazen her biri önemli bir film konusu olmaya layıktır.

Netekim Fatma Aliye Hanım’ın öz kızı Saint Joseph lisesinde eğitim aldıktan sonra Hristiyan bir rahibe olmaya karar vermiş ve annesinden habersiz olarak İstanbul’u terkederek Afrika’ya yerleşmiş, Madagaskar’dan on binlerce insanın hristiyan olmasına neden olmuştur.

Dini ve milli değerlerine aşırı bağlı Fatma Aliye Hanım için bu durum son derece keder vericidir. Netekim hayatının son 20 yılında neredeyse tüm servetini Fatma Aliye Hanım özel dedektiflerle kızını bulmak için geçirmiş ancak sonuç alamamıştır.

Bu nedenle Fatma Aliye Hanım’ı bu günün eğitimli, modern Türk kadınlarınin bilmesi anlaması son derece önemlidir.  Ruhu şad olsun.