← Köşe Yazıları

Edebiyat

Oscar Wilde: Zekânın Ardındaki Hüzün

Fatih Küçüktütüncü·17 Mayıs 2015·3 dk okuma

“Kabul edelim ki dünya adaletli bir yer değil; ancak bu, pek çoğumuzun işine geliyor belki de…”

“Kabul edelim ki dünya adaletli bir yer değil; ancak bu, pek çoğumuzun işine geliyor belki de…”

Oscar Wilde’a ait bu cümleyi ilk okuduğumda uzun süre zihnimden çıkaramamıştım. Çünkü bazı insanlar vardır; söyledikleri şey sadece bir söz olarak kalmaz, insanın zihnine yerleşir. Wilde benim için tam da böyle bir karakterdi.

Bazı yazarlar size bilgi verir. Bazılarıysa sizi değiştirir.

Oscar Wilde ikinci gruptandır.

Onu yalnızca aforizmalarıyla tanıyanlar, çoğu zaman zekâsını görürler; fakat bence asıl mesele zekâsı değildir. Wilde’ın asıl büyüklüğü, modern insanın trajedisini herkesten önce fark etmiş olmasındadır. İnsanların artık hakikatten çok görüntüyle, erdemden çok estetikle, anlamdan çok hazla ilgileneceğini çok erken sezmişti.

Belki de bu yüzden bugün hâlâ bu kadar güncel.

Bir başka sözünde şöyle der:

“Dünyada yalnızca iki trajedi vardır: Birisi istediğini elde edememek, diğeriyse istediğini elde edebilmektir.”

Bu cümle bana göre modern insanın özetidir.

Çünkü insan çoğu zaman arzularına ulaşamadığı için değil, ulaştıktan sonra içindeki boşluğun hâlâ durduğunu gördüğü için yıkılır.

Wilde’ın sözlerinde beni etkileyen şey sadece zekâ değil; o zekânın arkasındaki kırılmışlık hissidir. Mizahının altında hep ince bir hüzün vardır. İnsan bazen onu okurken güler, bazen de niye hüzünlendiğini tam anlayamaz.

Mozart hakkında söylediği şu söz bunun en güzel örneklerinden biridir:

“Mozart dinlerken, işlemediğiniz günahlar için ağladığınız, yaşamadığınız trajediler için kederlendiğiniz duygusuna kapılırsınız.”

Bu cümlede yalnızca müzik yoktur. İnsan ruhunun eksik tarafına dair çok büyük bir sezgi vardır.

Oscar Wilde üzerine yazı yazmak aslında niyetimde yoktu. Fakat bazı insanlar vardır; bir cümleleri bile insanı uzun bir düşüncenin içine çekmeye yeter. Wilde biraz böyle biridir.

Hayatı da eserleri kadar ilginçtir.

İrlandalı bir doktor baba ve şair bir annenin çocuğu olarak dünyaya gelir. Oxford’da eğitim görür. Çok genç yaşlardan itibaren farklı olduğu bellidir. Sadece zekâsıyla değil; giyimiyle, konuşmasıyla, hayata bakışıyla da yaşadığı dönemin insanına benzemez.

Belki de toplumun ona duyduğu öfkenin sebebi buydu.

Çünkü toplum, çoğu zaman kendisine benzemeyen insanları affetmez.

Wilde estetiği yalnızca sanatın içinde değil, hayatın içinde de arıyordu. Ona göre insanın yaşama biçimi bile bir sanat eserine dönüşebilirdi. Bu yüzden onu yalnızca bir edebiyatçı olarak görmek eksik olur. O aynı zamanda bir yaşam filozofuydu.

Fakat trajik olan şu ki, insanlara hayatı güzelleştirmeyi anlatan bir adam, kendi hayatının son dönemini büyük bir yalnızlık ve çöküş içinde geçirdi.

Cinsel tercihleri nedeniyle İngiliz mahkemeleri tarafından cezalandırıldı, itibarsızlaştırıldı ve hayatının son yıllarını Paris’te yoksulluk içinde geçirdi.

Ölmeden önce söylediği şu söz ise Wilde’ın karakterini belki herkesten daha iyi anlatır:

“Ya ben gidiyorum ya da perdeler.”

İnsan ölüm anında bile bu kadar estetik, ironik ve trajik olabilir mi?

Belki de Wilde’ın hâlâ sevilmesinin sebebi burada yatıyor. Çünkü o kusursuz bir kahraman değildi. Zayıflıkları, tutkuları, çelişkileri ve kırılmışlıkları olan gerçek bir insandı.

Ama bütün bunların içinde düşünmeyi hiç bırakmadı.

Bugün sosyal medyada Wilde’ın sözlerini paylaşan çok insan var. Fakat bence Wilde’ı gerçekten anlamak için sadece sözlerini değil, o sözlerin arkasındaki yalnızlığı da görmek gerekiyor.

Çünkü onun aforizmaları yalnızca zekice cümleler değildir. Çoğu, acının zekâ ile yoğrulmuş hâlidir.

Şu sözü mesela:

“Dünyadaki insanların yüzde doksanı yaşamaz, sadece vardır.”

Tek başına üzerinde saatlerce düşünülebilecek bir cümledir.

Bazı insanlar sayfalarca yazar ama hiçbir şey söyleyemez. Bazılarıysa tek cümlede insanın içine dokunur. İşte deha belki biraz budur.

Oscar Wilde da o dehalardan bir tanesiydi.

Cemil Meriç’in söylediği gibi, “Her dahi yaşadığı toplumun üvey evladıdır.”

Wilde da kendi çağının tam olarak anlayamadığı insanlardan biriydi. Belki bu yüzden değeri zaman geçtikçe daha iyi anlaşıldı.

Bugün hâlâ genç insanların onun cümlelerinde kendilerini bulabilmesi boşuna değil.

Çünkü modern insan değişiyor, teknoloji değişiyor, dünya değişiyor; fakat yalnızlık değişmiyor.

Ve Oscar Wilde, o yalnızlığı herkesten biraz daha güzel anlatıyordu.