Toplum
Oscar Schindler Ruhu ve İnsani Gelişmişlik Endeksi
İnsanların siyaset ve politika anlayışları hayata hangi pencereden baktığını gösteriyor. İnsan odaklı bir yaklaşımla tüm toplumun eşit olması gerektiğini savunan kimseler var olan yanlışlıkları kendilerine dert eder ve…
İnsanların siyaset ve politika anlayışları hayata hangi pencereden baktığını gösteriyor. İnsan odaklı bir yaklaşımla tüm toplumun eşit olması gerektiğini savunan kimseler var olan yanlışlıkları kendilerine dert eder ve bunlar için neler yapabilirim diye çaba sarfeder. Yapılan iyiliklerin hiç bir zaman yeterli olmadığını bilir ve “ben daha neler yapabilirim” şeklinde suçluuk duygusu içerisine girer. Toplum için yaşamayı kendine görev bilen kimselerin, haksızlığa uğramışların sesi, kimsesizlerin kimi olmayı görev addeden bireylerin bu sorumluluk duygusu hiç bir zaman yakalarını bırakmamalıdır.
Schindler’in Listesi filminin son sahnelerinde Oscar Schindler’in tutumunu buna bir örnek olarak gösterebiliriz. 2. Dünya savaşı sırasında Alman nazi partisi içerisinde yer alarak esir kamplarında ölüme gönderilen Yahudiler’i kurtarmak adına mücadele veren bir bireydi Oscar Schindler. Filmin sonunda savaş bitmiş ve artık Nazi partisinin üyeleri birer birer tutuklanmaya başlamıştır. Bu esnada Oscar Schindler hayatını kurtardığı yüzlerce musevi insana veda etme sahnesinde göz yaşlarını tutamıyor ve herkesin önünde küçük bir çocuk gibi ağlamaya başlıyordu. Parmağında bulunan evlilik yüzüğünü gördüğünde bu yüzüğü eğer satmış olsaydım bir insanı daha kurtarabilirdim diyordu, önünde onu bekleyen arabayı farkettiğinde bu araba ile belki 10 insanın hayatını kurtarabilirdim diyerek ağlıyordu. Çünkü Oscar Schindler yaptıklarıyla hiç bir zaman yetinmeyen ve her zaman daha fazla insanı nasıl kurtarabilirim düşüncesiyle yaşayan bir insandı. Bu düşünceyi gerçekleştirirken de sadece insani duygularla olaya bakıyor, din, dil, ırk ayrımı yapmadan daha fazla insanı kurtarmak adına mücadele veriyor, kendini bunun için feda etmekten çekinmiyordu.
İşte bizim toplumumuzun da Oscar Schindler ruhuna ihtiacı vardır. Yaptıklarıyla hiç bir zaman yetinmeyen ve “daha fazla neler yapabilirim” düşüncesiyle toplumun konularını kendine dert eden insanlara ihtiyacımız var…
İnsani Gelişmişlik Endeksi ve Türkiye
Bu gün devler Planlama Teşkilatının yayınladığı analizlere göz atarken kasım ayında “insanı gelişmişlik endeksi” raporu gözüme ilişti. Bilmeyenler için “insani gelişmişlik endeksi”’nin tanımını yapmak istiyorum:
İnsani Gelişme Göstergesi (Human Development Index), Dünya’daki ülkeler için yaşam uzunluğu, okur yazar oranı, eğitim ve yaşam düzeyi doğrultusunda hazırlanan bir ölçümdür. İnsanların düzgün yaşaması, özellikle çocuk hakları için bir ölçün teşkil eder. Bu araştırma sonucunda bir ülkenin gelişmiş, gelişmekte olan ya da gelişmemiş bir ülke olduğu; bunun yanı sıra ekonomisindeki etkinin yaşam niteliği ne düzeyde etkilediğini gösterir. Dağılım ilk olarak 1990 yılında Pakistanlı ekonomist Mahbub ul Haq tarafından geliştirilmiştir ve 1993 yılından bu yana Birleşmiş Milletler Gelişme Programı tarafından yıllık Gelişme Raporu’nda sunulur. Kısa bir tanımdan sonra OECD’nin yapmış olduğu analizde Türkiye’nin bu sıralamadaki durumunu anlatmak istiyorum:
Dünyanın en gelişmiş 17. Ekonomisi olarak övündüğümüz “Türkiye” İnsani gelişmişlik Endeksi sıralamasında 92. Sırada. Avrupa Birliği’nin bir ekonomik kriz yaşıyor olması pek çok insanı sevindiriyor bazı kesimlerde. Ancak İnsani gelişmişlik endekside Amerika ve Kanada dışında en yüksek orana sahip ülkelerin Avrupa ülkeleri olması düşündürücüdür. Birinci ve İkinci Dünya savaşlarını yaşamış bu ülkeler görülüyor ki insanların eğitilmesi, sağlıklı ve uzun bir ömür yaşanması, insan haklarının korunması gibi konularda bizden çok ileri durumdadır ve asıl hedefimiz milli kalkınmada olduğu gibi insani gelişim endekslerinde de ”muasır medeniyetler seviyesine” çıkmak olmalıdır.
Milli Kalkınma ve Sosyal RefahHer gün gazetelerde, televizyonlarda 2011 yılının en fazla büyüyen ekonomisi olduğumuzla ilgili haberler çıkıyor. Bu hafife alınmayacak bir gelişmedir. Zira gayri safi milli hasılamızın 750 milyar dolar civarında olduğunu düşünürsek %10 bir büyümenin 75 milyarlık bir yıllık büyümeye karşılık gelmektedir. 75 milyon insanın yaşadığı ülkemizde bir yıl içerisinde gerçekleşen 75 milyar dolarlık büyümenin kişisel bütçelere yansıması yıllık 1000 TL artış anlamına geliyor. 4 kişinin yaşadığı bir ailenin yıllık bütçesindeki artışın 4000 TL olması şeklinde de yorumlayabiliriz biz bu durumu. Makro ekonomik analizden mikro ekonomik bir analize geçerken şöyle bir sonuç çıkıyor karşımıza: Eğer artan ekonomik büyümenin hane halklarına yansımasının homojen dağıldığı bir toplumda yaşıyor olsaydık bir ailenin ortalama geliri aylık 400 TL artması gerekiyordu. İşçi, memur, emekli, asgari ücretle çalışan vatandaşların aylık gelir artışı sadece 50 lira ile 150 lira arasında değişiyorsa burada adaletsiz bir gelir dağılımı olduğunu belirtmemiz gerekir. Demek ki devletin 1980 sonrası yarattığı yeni burjuvaların oturduğu yeni villalarda, sitelerde; binilen lüks jiplerde vatandaşın cebinden alınan paraların, emeklerin, alın terinin gasbı vardır.
Gelecek Türkiye
Bu adaletsizlik rakamlara bu kadar aşikar bir şekilde görünüyorsa toplumun bu konuda bilinçlendirilmemesi konusunda hepimiz kendimizi suçlu, yetersiz görmeliyiz. Halkın aydınlanması, toplumun bilinçlendirilmesi ve bu doğrultuda halkın adaletsizlikler karşısında tepkisini ortaya koyması bizim çabalarımızla mümkün olacaktır. Bu nedenle bu sorumluluk duygusunda tüm insanların kendi bireysel eksenlerinden çıkıp halka inmeleri ve halkı kucaklamaları şarttır. Giderek eğitim seviyesi artan Türkiye gelirin toplum içinde homojen dağılması konusunda da gerekli bilince sahip olacak ve daha yaşanabilir bir Türkiye’nin, daha yaşanabilir bir dünyanın temelleri atılacaktır. Bu temellerin atılması ancak Oscar Schindler, Mahatma Gandhi ruhlu kimselerle mümkündür.