Tarih
Ne Mutlu Türküm Diyene ve 21. yy Türkçülüğü
Bir toplumu ayakta tutabilecek belli dinamikler lazımdır. İnsan gruplarını bir arada tutan, aynı hedefte birleştiren belli başlı ortak değerlere ihtiyaç vardır. Eğer toplum içinde ortak değerler olmazsa o…
Bir toplumu ayakta tutabilecek belli dinamikler lazımdır. İnsan gruplarını bir arada tutan, aynı hedefte birleştiren belli başlı ortak değerlere ihtiyaç vardır. Eğer toplum içinde ortak değerler olmazsa o insan gruplarını bir arada tutmak imkansızdır.
Osmanlı yıkılırken son 70 yılda toplumu bir arada tutmak için nasıl bir siyaset izleneceği konusu aydınların üzerinde çok durduğu bir konu olmuştur.
Tıpkı Osmanlı gibi görünür olmayan bir çöküş sürecinde olan Türkiye cumhuriyetinde de aydınların olayların temeline inip nasıl bir siyaset takip edilmesi gerekliliğini oturup tartışmamız gerekmektedir.
Yusuf Akçura’nın üç tarz-ı siyaset risalesini hatırlamak gerekirse:
Osmanlı’yı bir arada tutan Osmanlıcılık fikri öncelikle milliyetçilik duygularının etkisiyle isyan eden Balkan topluluklarının Osmanlı’dan ayrılmasıyla suya düşmüştü.
Fransız ihtilaliyle öncelikli olarak Fransızlar’dan başlayan ve tüm diğer milletlere ihraç edilen milliyetçilik düşüncesi aynı dil, kültür paydasında bulunan grupların bu ortak paydaların üzerinde birleşmesi düşüncesiyle önce Sırp isyanı başlamış; ardından Yunanlar, Bulgarlar, Arnavutlar kısaca tüm balkan ülkelerinde isyanlar devam etmiş; ordunun da bu isyanları bastırmada etkisi kalmayınca Osmanlıcılık fikri tamamen iptal olmuştu.
Geriye Anadolu ve Arap Coğrafyası Osmanlı’nın elinde kalmıştı. Bu dönemde en azından Arap coğrafyasını elde tutma düşüncesiyle İslamcılık fikri ön plana çıkmış ancak Arapların da birinci dünya savaşında Osmanlı askerine karşı savaşıp, Arap devleti kurma fikriyle İngilz ve Fransızlar’a karşı savaşırken Osmanlı’nın sırtından bıçaklanmasıyla İslamcılık fikri de Osmanlı için bir siyasal tarz olmaktan çıkmıştı.
Birinci dünya savaşında sadece elinde misak-ı milli sınırları kalan Türkiye coğrafyasının %80’i Türklerden oluşuyordu. Türkçe konuşuyordu. Dolayısıyla Türkçülük üzerine siyaset yapmak olmazsa olmaz bir yaklaşımdı.
Netekim Mustafa Kemal duygularımın babası Namık Kemal; fikirlerimin babası Ziya Gökalp’tir derken de Türkçülük fikrinin en yılmaz savunucularından olmuştur.
Sorun çıkma ihtimaline karşılık devletin bekası esas alınarak mübadelelerle Rum’lar ülkesine gönderilmiş, Anadolu yüzde sekseni Türk olan, bir yurdu haline gelmiştir. Zaten istiklal mücadelesi yaparken milleti bir arada tutan iki faktör bulunuyordu: Türklük ve İslam…
Kürt toplumunun cumhuriyet sonrasında Türkleştirilememesi cumhuriyetin ilk yıllarından itibaren her zaman isyanarı beraberinde getirmiştir. Şeyh Said İsyanı, Dersim isyanı hep Türkiye Cumhuriyeti’ni kabullenememenin getirdiği sancılardır.
Netekim seksenlerden sonra PKK yoluyla isyanlar tekrar başlamış bu günlere kadar gelinmiştir.
Hem Şeyh Said isyanı, hem dersim isyanı Musul meselesiyle uğraşan Türkiye’yi zora sokmak için İngilizler’in desteklediği bir iç karışıklıktı mutlaka. Tıpkı PKK’nın 40 yıldır belli başlı dış güçler tarafından desteklenmesi gibi.
Yine aynı şekilde İslamcılık üzerine siyaset yapan Ali Kemal’ler, Vahdettin’ler de hep İngilizler tarafından desteklenmiş ve iktidarda kalması için çaba sarfedilmiştir.
Cumhuriyet kurulduktan sonra da yine Türkçülüğü reddeden tüm siyasi akımlar, tarikatler, cemaatler,siyasal partiler yabancı güçler tarafından desteklenmiş ve bu günlere gelinmiştir.
Maalesef 2000’li yıllardan sonra sistemli bir şekilde iktidara gelen siyasal güç yoluyla Türkiye’de Türk toplumunu sosyal olarak birbirine bağlayan tüm bağlar kopmuş ve tamamen Türk toplumu şu an sosyolojik bir enkaz haline gemiştir.
Din yoluyla din tamamen zarar görmüş, insanlar dinden uzaklaşmış; din ruhani bir bağ ve Allah’la kurulan bireysel münasebet ve yakınlık olmaktan çıkmış; tamamen simgesel şekillerle yapılan tuhaf bir ritüel haline gelmiştir.
Türklük fikri milli eğitim müferdatından çıkarılmış ecdadıyla gurur duyacak ve kendisinde gelecek için güç ve kudret bulacak nesiller yetişmek yerine kindar ve dindar saçmalıklar meydana gelmiştir.
Türklük bilinci kalmayan bu milletin tekrar ayağa kalkması çok zor. Bu siyasi operasyonla CHP içindeki milliyetçi kanat da tasfiye edilmiş; bu esnade milliyetçiliği temsil eden MHP’de Devlet Bahçei yoluyla kontrol altında kalmış ve Türkler tekrar milli duygulardan uzak, ezik bir hal almıştır.
Türklük bilinci giderek kaybolurken son 15 yılda giderek kültürel olarak Araplaşan bir yapı oluştu Türkiye’de. Suriyeli göçmenlerin gelmesi, İmam-Hatiplerde verilen Arap kültürüyle artık Arap İslamı, Arap giyim tarzı, Arap fikir tarzı oluştu.
Atatürk’ün çizdiği muasır medeniyetlere ulaşma hedefinden artık çok uzağız ve bu seviyeye gelme ihtimalimiz de şu aşamada imkansız.
Araplar nasıl kaybetmeye ve ezilmeye mahkumsa bundan sonra Türkler de Türklük bilincinden uzaklaştıkça ezilmeye mahkumdur.
Türkler özgürlüğüne düşkün, yiğit, mert, çalışkan bir millettir. Hunlardan, Göktürklerden bu güne kadar onlarca devlet kurmuş, dünyaya nam salmış asil bir millettir Türkler.
Atatürk’ün dediği gibi Türk milleti zekidir, Türk milleti çalışkandır, Türk milletinin seciyesi yüksektir.
Tıpkı Osmanlı’da nasıl Türklük bilincinin kaybolmasıyla Osmanlı yıkılmışsa Türkiye devletinden de Türklük bilincini yok ederseniz Türkiye Devleti de yıkılmaya mahkumdur.
Sosyolojik ve siyasal biz çöküntü içinde olan türk halkının kendi öz varlığı olan Anadolu topraklarının tüm kaynakları da bu gün yabancı firmaların elindedir.
Bankaların büyük çoğunluğu yabancı sermayelidir. Üretim yapan otomotiv fabrikaları yabancı sermayelidir. Artık Türk toplumu hem ekonomik olarak hem de siyasal olarak sömürülmüştür ve sömürülmeye devam edecektir.
Bundan sonra geriye dönüş mümkün müdür? Mustafa Kemal’le bitti denilen anda yeniden şahlanışa geçtik bundan 100 yıl önce. Belki tekrar bitti denilen anda ayağa kalkma imkanımız olur.
Bunun için öncelikle Mustafa Kemal gibi askerlere, Ziya Gökalp, Yakup Kadri, Halide Edip gibi aydınlara; İsmet İnönü, Ali Çetinkaya gibi uygulayıcılara ihtiyaç vardır.
Yüzyıl önce emperyalizme karşı mücadele vermiş bir ulusun evlatları olarak bizleri de yakın zamanda bir anti-emperyalist mücadele beklemelidir.
Aksi takdirde bu günün insanlarını yüzyıl önce bu vatan için şehit olan dedeleri gördüğünde bizim mirasımıza sahip çıkmadın diyerek yüzlerine tükürecektir. Aynı şekilde yüzyıl sonra doğacak onurlu çocuklar bu günkü dedelerine bakıp bize nasıl bir vatan bıraktınız diyerek yine tükürecektir bu asrın insanlarının yüzüne.
Eğer tarih önünde geçmişe ve geleceğe karşı sorumluluklarınızn farkındaysanız yeniden Türklük bilinciyle ayağa kalkmanın ve dirilişin zamanı gelmiştir.
Ergenekon’da nasıl küçük bir ovadan dünyaya yayılan Türkler bir destana imza atmışlarsa yeniden aynı destanı ortaya koymaları mümkündür.
Zira Türk milletinin muhtaç olduğu kudret damarlarındaki asil kanda mevcuttur.
Ne mutlu Türküm Diyene…