Toplum
Nasıl Steve Jobs Olunur!
Apple’ın logosunda kullanılan “Isırılmış elma” figürünün bugünkü anlamda ilk bilgisayarların üretiminde görev alan ve zehire batırdığı elmayı ısırarak intihar eden Alan Turing‘e ithafen kullanıldığı anlatılıyor. Alan…
Apple’ın logosunda kullanılan “Isırılmış elma” figürünün bugünkü anlamda ilk bilgisayarların üretiminde görev alan ve zehire batırdığı elmayı ısırarak intihar eden Alan Turing‘e ithafen kullanıldığı anlatılıyor. Alan Turing’in homoseksüel olduğu anlaşıldıktan sonra Ingiltere’deki hayatı zor bir döneme giriyor, Ingiltere’nin savaş dönemlerinde yaptığı katkılar hiçe sayılıyor ve toplumdan dışlanıyor. Sonunda Turing bir gün evinde ölü bulunuyor. Masa başında intihar eden Turing’in elinde ise sadece ısırılmış bir elma var!
Ingiltere başkanı Gordon Brown, Turing’e yapılan haksızlığı tanyarak basına bir özür makalesi yayınlamış ancak bu makale ölen bir kimseyi geriye getirir mi, yada Turing bu özrü kabul eder mi? Bunlar benim aklıma gelen cevapsız sorulardan ikisi…
Steve, eğer bu noktayı vurgulamak için şirket logosunu “ısırılmış elma” şeklinde tasarladıysa bu onun “ruhunun yüksekliğini”, “toplumsal duyarlılığını” gösterir. Onu “Steve Jobs” yapan, bu sır olabilir.
Bilim, felsefe, sanat ve psikoloji entelektüel evrimi oluşturan değişkenler… Duyarlılık, vefa, özgürlük gibi kavramlarsa entelektüel evrimle birlikte gelişen “ruhsal evrimin” çıktıları. Ben Nietzsche’den biraz farklı olarak “üst insanı” entelektüel ve ruhsal evriminde son noktaya gelen bireyler olarak nitelendiriyorum. Doğuşta insan genetiğinde var olan ve gelişmeyi bekleyen sınırsız yetenekler, dış etmenlerin ve içsel motivasyonun bileşimiyle belli bir olgunluğa erişiyor. Tıpkı küçük bir tohumun, yaprakları gökyüzünü saran bir ağaç olması gibi;
Steve karşılaştığı “dış etmenler” le entelektüel evrimini belli bir noktaya getirmiş. Silikon Vadisinde yetişmiş olması, Steve Wozniak’la çocukluk arkadaşı olması, akademiye kayıt yaptırması gibi… Ancak aynı dönemde benzer dış etmenlere sahip pek çok kişinin bir “Steve Jobs” olamaması ise bence içsel etmenler…
Steve, “Suriyeli” bir ailenin genetik çocuğu. Sonrasında “Amerikalı” bir aileye evlatlık olarak veriliyor. Bu trajedininin içselleştirilmesi, kabullenilmesi ve bu gerçekle yaşamaya mecbur olması, hatta belki de bir “kimlik bunalımı” içine girmiş olması muhtemelen onu bir “arayış”a itti. Sonrasında “Katmandu” günleri başlıyor ki işte ruhsal evriminde olgunlaşması ve kendini kendine “idantifie” edebileceği bir inancı hem ruhunda hem de zihninde içselleştirmesi bana göre bu dönemde gerçekleşiyor. Ruhsal evrimin tamamlanması için ben “acıların” mutlaka yaşanılması, hayatta mutlaka bazı “trajedilerle” karşılaşılması gerekliliğine inanıyorum. Basit bir örnek: Elmas ve kömürün özünde aynı Karbon elementleri yer alıyor. (C14). Zaman içinde ve toprağın derinliklerinde meydana gelen basınç farklılıkları, ısı farklılıkları aynı elementlerden meydana gelen iki madenden birini elmas bir diğerini kömür haline getiriyor. Hayatta da ruhsal evrimde “elmaslaşmak” ancak yaşanan dramlarla mümkün.
Ahmet Kaya’nın söylediği Türkçesi “Ağladıkça” olan, Yunanca “Meno Ektoz” şarkısı bu derinliğin bir dışa yansıması. Şarkının kökeninin “Ağlama Duvarı” karşısında duygulaşan İbranice bir şiir olduğunu duymuştum. Son günlerde ismi medyada çok geçiyor “Sabahattin Ali” de “Aldırma gönül” şarkısını “Sinop Hapishanesinde” yazıyor. Nazım Hikmet’in dünya genelinde duyguları kelimeleştiren bir deha olarak bilinmesinin arkasında karşılaştığı haksızlıklar, sürgünler var demek yanlış olmasa gerek.
Steve’i deha yapan bana göre işte tam bu nokta: “Hem entelektüel evrimini hem de ruhsal evrimini” tamamlamış olması. Ülkemizden neden “Steve”ler çıkmıyor sorusu ise yine aynı noktada gizli. Çünkü bizde yetişen gençlerin büyük bir kısmı bir sorgulama ve arayış içerisinde değiller. Bir kısmı dini inançlarını içselleştirmiş ve sorgulamaktan adeta titriyor. Bir kısmı siyasi inançlarını içselleştirmiş ve kendi zihinlerindeki tabuları bir türlü yıkma eğilimi içerisine girmiyorlar. Her biri Derya Köroğlu’nun seslendirdiği “Çember” şarkısındaki gibi ya çemberin içinde yada dışında kendini tanımlıyor. Siyah ve beyazlardan oluşan bir dünyada başka renklerin arayışına girmiyorlar. Bu nedenle ruhsal evrimini hızlandıran bireyler “entelektüel evrim” de sınıfta kalıyor; entelektüel evrimini tamamlayan bireyler de “ruhsal evrim” de sınıfta kalıyor. Can Dündar, Attila İlhan’ın TED’de yaptığı bir konuşmadan esinlenerek bu noktaya “Kolejli kızlar neden mutsuz?” adlı makalesinde farklı bir açıdan yaklaşmış.
Beni biliyorsunuz, “başka bir dünya mümkün!” diyorum, yine Derya Köroğlu’nda hayat bulan “Can Yücel” şiiri var: “Başka türlü bir şey benim istediğim; ne ağaca benzer, ne de buluta!” Ancak böyle bir “arayış” macerasıyla ruhsal evrim gerçekleşiyor. Paulo Coelho’nun kitaplarında da hep bu arayışı görmek mümkün. Mevlana’nın bir hikayesinden yola çıkarak yazdığı “Simyacı” ve “Piedra Irmağının Kıyısında Oturdum Ağladım” ruhsal evrimi ve arayışı çok güzel bir biçimde anlatıyor. Zaten Can yücel, Paulo Coelho, Mevlana gibi yazarlar, şairler evrimleşme süreçlerinde yaşamadığı olayları, hissetmediği duyguları bize anlatması imkansız. Tıpkı “Twin Towers” ın son katına yürüyerek çıkmış bir adamın her katta ne olup bittiğini bilmesi, anlaması gibi bir durum bu. Ortalarda söylediğim “yaşanılan trajdiler” ise “Twin Towers”a çıkmakta insana doğal bir katalizör oluyor.
Son olarak bu doğal katalizörler her zaman insanı son kata çıkaramayabiliyor. Eğer bu zorlu yolda yüklerin dayanılmaz olması, katlarda karşılaşılan bazı kötü olaylar tıpkı Stefan Zweig gibi, Kurt Cobain gibi Jim Morrison gibi hatta ilk başta söylediğimiz Alan Turing gibi pek çok dehayı son kata gelmeden intihara itmiştir. Ruhsal evrim sürecinde bu katalizörleri de duygusal değil rasyonel bir biçimde analiz edip, değerlendirmeliyiz…
Uzun zamandır zihnimde entelektüel ve ruhsal evrimle ilgili bir yazı yazmak vardı. Kitapçılarda gezerken karşılaştığım “Nasıl Steve Jobs olunur?”, “Nasıl CEO olunur gibi kitapları görünce yine parmaklarıma engel olamadım. En azından nasıl Steve Jobs olunur sorusu sıradan iş kitaplarında yazan yüzeysel nedenlere değil, daha “derin gerekçelere” dayandırmak daha akılcı olacaktır…