Sinema
Muhsin Bey'lerin Anısına :(
Madem Türk filmlerinden açtık bu gece konuyu, o halde yine Türk sinemasının en iyi yapımlarından biri olan, ki ben ilk üç sırada mutlaka yer veriyorum, MUHSİN BEY filmini yazmak istedim şimde de, geriye kalan ve…
Madem Türk filmlerinden açtık bu gece konuyu, o halde yine Türk sinemasının en iyi yapımlarından biri olan, ki ben ilk üç sırada mutlaka yer veriyorum, MUHSİN BEY filmini yazmak istedim şimde de, geriye kalan ve kaybetmeye yüz tutmuş tüm Muhsin Bey'lerin anısına...
Muhsin Bey beyfendiliğin, zerafetin, nezaketin, eski İstanbul'un son temsilcisiydi belki de filmin yapıldığı 1987 yılında. Yavuz Turgul'un en iyi filmi olmakla beraber, film vesilesiyle kendisinin önünde saygıyla eğiliyorum.
Muhsin Bey yılların emektarı bir sanatçıya olan aşkından asla evlenmeyen, içi boşalmış bir dünyanın kıyısında düşmemek için çabalayan eski bir evin sakini, belki de bir ütopyadır artık.
Muhsin Bey, yozlaşmaya karşı doğruluğu, dürüstlüğü, kaliteyi savunan son kahramandır. Ali Nazikse şahsında yozlaşmış, kalitesi ve ilkesi olmayan, para kazanmak ve ünlü olmak adına hiç bir ilke tanımayan Urfa'dan İstanbul'a; taşradan o eski aziz İstanbul'u işgal eden kültürün filme karakter olarak yansıması... Ali Nazik, İbrahim Tatlıses'leri anlatıyor bize, hani bir önceki seçimlerde vurulmuş olmasaydı belki de Kültür Bakanı'mız olacak olan İbrahim Tatlıses'i-
Filmi az önce tekrar izledim, samimiyetle itiraf etmeliyim ki uzun zamandır dolmayan gözlerim doldu, gözlerimden yaşlar süzüldü. Hayatın bir çok safhasında kaybetmeye mahkum olan Muhsin Bey'ler geldi aklıma.
İdealleri için ilkelerinden vazgeçmeyen, bedellerini ödeyen insanlar geçti gözlerimin önünden. Sözü daha da uzatmak istemiyorum ama Muhsin Bey malesef hazin bir Türkiye analizi.
Filmin ortalarında Muhsin Bey, çatıda düşmekten kurtarmak için ölümü göze aldığı Ali Nazik'e gözleri kapalıyken söylediği söz ise filmin kilit cümlesi: "Şimdi ben geriye doğru gidiyorum, sense ileriye"
Bir de Muhsin Bey'le, Ali Nazik'in zengin oldukları zamanla ilgili kurduğu hayallere bakar mısınız:
Muhsin Bey, Üsküdar'dan kız kulesini gören bir ev alıp, Afitab Hanım'ı düşkünler evinden çıkarmayı, arkadaşlarıyla toplanıp arada fasıl geçmeyi, eskisi gibi tesbih yapmaya başlamayı, kabul ederse Sevda Hanım'ı da yanına almayı hayal eder.
Ali Nazik'in hayali ise Muhsin Bey'e bir şahin araba almak, kendisine kebap yapacak bir kebapçı "kapatmak", "penbe göğnek", altın zincir, "beyaz takım" almak ve koynuna bir sürü karı almaktır.("Koynuma bir sürü kari alirem, yesin bitirsinler beni...")
Filme ait "spoiler" -Muhsin Bey, bu kelimenin kullanımına karşı nasıl davranırdı dersiniz!- vermiyorum ancak hepimiz izleyelim bu filmi.
O zaman bu günlerde durmadan çıkan tapeleri daha iyi yorumlarız, o zaman en tepeden yapılan hırsızlıkların anlamını daha iyi gözlemleriz, o zaman güzel İstanbul'un ve güzel ülkenin nasıl ellerimizden, avuçlarımızdan kayıp gittiğini daha iyi görürürüz...
Her şeye rağmen izleyelim bu filmi, her şeye rağmen dürüst, ilkeli, paranın satın alamayacağı insanlar izlesin bu filmi, her şeye rağmen kıyıda köşede kalan tüm Muhsin Bey'ler için izleyelim.
Bu filmin sanatsal olarak bir benzerini ben Pelin Esmer'in yönettiği "11'e 10 kala" belgesel-filminde izlemiştim. Şark kurnazı kapıcı ile ülkenin ilk bilim adamlarından, -transistörü icat edemeyen adam!- olarak kendini filmde tanıtan, cumhuriyet tarihinin Harvard Üniversitesine burslu olarak gönderdiği 17 bilim insanından birinin belgesel niteliğinde hayat hikayesi anlatılıyor filmde.
Genç kızlar, Nejat İşler bu filmde oynuyor izleyebilirsiniz, -reklam yapmak için işin suyunu çıkarmak !- Bu düşünceyle izleyen insanların hiç bir zaman bu filmi anlayamayacağını belirtelim, böyle bir -spoiler ! -(bu kelimeyi kullananı sopayla kovalayasım geliyor!) da vermiş olayım.
Neyse film yozlaşmakta olan değerlerimizi, hala ayakta kalmaya çalışan eski kalitemizi ve beyfendiliğimizi -toplum bazında- gözler önüne seren ve herkesin izlemesini şiddetle tavsiye ettiğim yapıtlardan bir tanesi.
Malesef gişe kazancı itibariyle değerlendirecek olursak, Şener Şen'in en az izleyiciyinin sinemada buluştuğu filmlerinden biridir. Sırf bunun için izlenmeli tekrar tekrar!
Son olarak şu an dinlemekte olduğum ve Muhsin Bey filminin başlangıç ve bitiş sahnelerinde çalan o müthiş şarkıyla Müzeyyen Senar'ı da saygıyla yad etmiş olalım: "Ağlamakla, inlemekle ömrüm gelip geçiyor"
"Ağlamakla inlemekle ömrüm gelip geçiyorDevâsı yok, garib gönlüm günden güne eriyorFeryâdıma efgaanıma kimse bir ses vermiyorDevâsı yok, garib gönlüm günden güne eriyor"
Tüm Muhsin Bey'lere sevgi ve selamlarımla...
Filmin bir diğer müziği de Safiye Ayla'dan: "Hayal içinde akıp geçti ömr-ü derbederim"
Hayal içinde akıp geçti ömrü derbederim
Bakıp bakıp da o maziye şimdi ah ederim
Ne bir emel ne ümit var hayat bu muydu derim
Bakıp bakıp da o maziye şimdi ah ederim
Filmle ilgili güzel analizlere aşağıdaki linklerden erişebilirsiniz:
www.sinehayat.com/yavuz-turgul-muhsin-bey/
www.akustikvagon.blogspot.com.tr/2011/12/muhsin-bey-1987.html
Muhsin Bey'de kendinizi buluyorsanız benim için hala umut vardır!
Bir de şöyle bir hatırayı anlatayım: Dedem Mehmet Küçüktütüncü'yü 2013 yılında kaybettik. 80 yaşında olmasına rağmen her sabah takım elbisesini giyen, babannem öldükten sonra 7-8 yıl yalnız yaşamayı tercih eden, yalnız yaşarken Zeki Müren'lerle, Müzeyyen Senar'larla geçmişe özlemini gideren eski beyfendilerden.
Şimdi ne dedemin dinlediği kasetler kaldı geriye, ne doğduğum eski konak, ne de dedemin kaybolan sanatından bir iz... Onu da saygıyla anıyorum.
Bu arada konuyla ilgisi yok, ancak -kendi egomu ortaya çıkarmadan edemeyeceğim! -şayet hayatıma dair bir "Soundtrack"-arka fon- bir müzikle anlatma imkanım olsa Muhsin Bey'in film müziği ve Yann Tiersen'in bazı müzikleriyle anlatmak isterdim.