Tarih
Cumhuriyetin Kırılma Eşiği: Menderes Yılları
Menderes dönemi, Türkiye tarihindeki en kritik kırılma noktalarından birini oluşturması bakımından son derece önemlidir. Ne var ki günümüz gençliği tarafından yeterince bilinmemekte, çoğu zaman da yüzeysel…
Menderes dönemi, Türkiye tarihindeki en kritik kırılma noktalarından birini oluşturması bakımından son derece önemlidir. Ne var ki günümüz gençliği tarafından yeterince bilinmemekte, çoğu zaman da yüzeysel değerlendirmelerle ele alınmaktadır.
Rahmetli gazeteci Mehmet Ali Birand’ın hazırladığı Demirkırat belgeseli ile Şevket Süreyya Aydemir’in Menderes’in Dramı isimli biyografisi, dönemi anlamak açısından oldukça kıymetli kaynaklardır. Bunun yanında Tomris Giritlioğlu’nun Hatırla Sevgili dizisi ve Vedat Türkali’nin Bir Gün Tek Başına romanı da dönemin ruhunu ve toplumsal atmosferini anlamak adına dikkat çekici eserlerdir.
Türk Devrim Tarihi’nin önemli isimlerinden Sina Akşin’in, Cumhuriyet sonrası süreci “karşı devrim tartışmaları” üzerinden değerlendirmesi de ayrıca üzerinde düşünülmesi gereken bir yaklaşımdır. Zira Türkiye’nin çok partili hayata geçiş süreci yalnızca demokratikleşme üzerinden değil, aynı zamanda Cumhuriyet’in kuruluş felsefesinin dönüşümü açısından da incelenmelidir.
Bu çerçevede Demokrat Parti’nin ortaya çıkışını yalnızca “demokrasiye geçiş” olarak değil, Cumhuriyet’in kuruluş paradigmasıyla yaşanan bir yön değişimi olarak okumak mümkündür.
Bilindiği üzere Adnan Menderes, 1930’lu yıllarda CHP içerisinde siyaset yapmış; Aydın’daki çiftçilik faaliyetleri ve ziraate dair fikirleriyle dikkat çekmiş bir isimdir. Atatürk’ün Aydın gezisinde kendisinden etkilendiği ve ardından milletvekilliği sürecinin başladığı bilinmektedir. Genç yaşta Meclis’e giren Menderes, bir yandan siyaset yaparken diğer yandan hukuk eğitimini tamamlamıştır.
CHP ile yaşadığı temel kırılmalardan biri ise toprak reformu meselesidir. 1940’lı yıllarda gündeme gelen ve büyük toprakların köylü lehine yeniden düzenlenmesini öngören reform girişimleri, doğal olarak büyük toprak sahiplerini rahatsız etmiştir. Kendisi de büyük bir çiftlik sahibi olan Menderes, bu konuda muhalif bir çizgide yer almıştır.
İsmet İnönü’nün çok partili hayatı teşvik eden yaklaşımı sonucunda Celal Bayar, Adnan Menderes, Refik Koraltan ve Fuat Köprülü gibi isimlerin öncülüğünde Demokrat Parti kurulmuştur.
Demokrat Parti’nin yükselişini anlamak için dönemin şartlarını doğru değerlendirmek gerekir. II. Dünya Savaşı’nın yorgunluğu, ekonomik sıkıntılar, tek parti dönemine yönelik toplumsal eleştiriler ve halkın değişim isteği DP’nin önünü açmıştır. Bu açıdan bakıldığında Demokrat Parti yalnızca bir siyasi hareket değil, aynı zamanda toplumun değişim talebinin de taşıyıcısı olmuştur.
Bununla birlikte, DP döneminin Türkiye’nin yönünü değiştiren bazı kırılmalara da sahne olduğu açıktır.
Türkiye’nin NATO’ya girmesi, Batı eksenli politikaların güçlenmesi, Amerika ile kurulan yakın ilişkiler ve Marshall Yardımları sayesinde özellikle tarım alanında ciddi bir makineleşme süreci yaşanmıştır. Köylünün traktörle tanışması ve ekonomik hareketliliğin artması başlangıçta önemli bir rahatlama sağlamıştır.
Ancak bu süreç aynı zamanda Türkiye’nin ekonomik ve siyasal olarak dış etkilere daha açık hâle gelmesini de beraberinde getirmiştir. Kore Savaşı’na asker gönderilmesi gibi kararlar, Türkiye’nin yeni dünya düzenindeki konumunu göstermesi açısından önemlidir. Pek çok Mehmetçik uzak coğrafyalarda hayatını kaybetmiş; buna karşılık Türkiye Batı ittifakının bir parçası hâline gelmiştir.
Diğer yandan dinin siyasal alandaki görünürlüğünün artması da bu dönemin en önemli tartışma başlıklarından biridir. Ezanın yeniden Arapça okunmasına izin verilmesi, imam hatip okullarının yaygınlaşması ve muhafazakâr çevrelerin siyasette daha görünür hâle gelmesi, toplumun bir kesimi tarafından demokratik bir normalleşme olarak görülürken; diğer bir kesim tarafından ise Cumhuriyet’in laik karakterinin aşınması şeklinde değerlendirilmiştir.
Aslında Menderes dönemini anlamak için tam da bu ikili yapıyı görmek gerekir. Bir tarafta halk desteğini arkasına almış güçlü bir demokratik hareket, diğer tarafta ise Cumhuriyet’in kuruluş ilkelerinin zamanla dönüşüme uğradığı yönündeki kaygılar…
1950’li yılların ikinci yarısından itibaren ekonomik sıkıntıların yeniden başlaması, muhalefetin sertleşmesi ve basın üzerindeki baskı iddiaları ise dönemin atmosferini giderek daha gergin bir hâle getirmiştir. Gazetecilere yönelik baskılar, Tahkikat Komisyonu tartışmaları ve muhalefete karşı sertleşen üslup, iktidarın otoriterleştiği yönündeki eleştirileri artırmıştır.
Hiç şüphesiz ki bir başbakanın idam edilmesi demokrasi tarihi açısından ağır bir travmadır ve hiçbir şekilde sıradanlaştırılamaz. Ancak 27 Mayıs’a giden süreci değerlendirirken dönemin siyasal kutuplaşmasını, ordu içerisindeki rahatsızlıkları ve toplumdaki gerilimi de birlikte ele almak gerekir.
Menderes’i yalnızca bir “kahraman” ya da yalnızca bir “hain” olarak okumak, Türkiye tarihini anlamayı zorlaştırır. Çünkü tarih, siyah ve beyazdan değil; çoğu zaman gri alanlardan oluşur.
Menderes’in bazı politikalarının Türkiye’de muhafazakâr siyasetin önünü açtığı açıktır. Ancak aynı şekilde Türkiye’de demokratik seçim kültürünün yerleşmesinde ve halk iradesinin güç kazanmasında da önemli bir rol oynadığı inkâr edilemez.
Diğer taraftan İstanbul’un imar sürecinde pek çok tarihî eserin yıkılması da bu dönemin en tartışmalı meselelerinden biridir. Yol açma ve modernleşme adına yapılan müdahaleler sırasında Osmanlı’dan kalan birçok cami, çeşme ve tarihî yapı zarar görmüştür. Bu durum, modernleşme ile kültürel miras arasındaki dengenin ne kadar hassas olduğunu göstermesi bakımından önemlidir.
Bir başka önemli konu ise uzun süreli siyasal başarının beraberinde getirdiği özgüvenin zamanla siyasî körlüğe dönüşebilmesidir. Güç yoğunlaştıkça eleştiriye tahammül azalabilir ve liderler toplumdaki değişimi sağlıklı okuyamayabilirler. Türkiye siyasi tarihi bu konuda pek çok örnekle doludur.
Köy Enstitülerinin kapanması ve imam hatip okullarının yaygınlaşması da Türkiye’nin eğitim ve kültür hayatını uzun vadede etkileyen önemli dönüşümler arasında yer almıştır. Bu gelişmelerin etkileri bugün dahi tartışılmaya devam etmektedir.
Bu nedenle Türk gençliğinin Menderes dönemini sloganlarla değil; tarihsel bağlamı, dönemin şartlarını ve farklı toplumsal kesimlerin bakış açılarını dikkate alarak değerlendirmesi gerekir.
Çünkü tarih, yalnızca geçmişi öğrenmek için değil; gelecekte aynı hataları tekrar etmemek için de okunur.
Belki de bazen bir fikir, bir cümle ya da bir tarihî farkındalık; bir toplumun geleceğini değiştirebilir.
Sevgilerle.