Tarih
Keriman Halis ve Cumhuriyet Kadınından Yeni Türkiye Kadınına
"O güzel insanlar o güzel atlara binip çekip gittiler; demirin tuncuna, insanın piçine kaldık"
"O güzel insanlar o güzel atlara binip çekip gittiler; demirin tuncuna, insanın piçine kaldık"
Yaşar Kemal'in bu sözünü sanırım artık bilmeyenimiz, duymayanımız kalmadı...
Her ne kadar Sosyal Medya'da bu tarz popüler paylaşım yapanları kültür görgüsüzlüğüyle değerlendiriyor olsam da de en azından bazı önemli kişilerin bazı önemli sözlerini toplumun geniş kitlelerine ulaşması adına zaman zaman bir kazanç olarak değerlendiriyorum.
Bu günlerde kitapçılarda gezerken Yaşar Kemal'in kitaplarının ön raflarda görmeye başlamamla tüketim ve "marketing" adı altında insanların ölümünün nasıl bir fırsata dönüştüğünü ise ibretle izliyorum.
Benzer durumu her büyük yazarın, şairin ölümünden sonra görmek mümkün.. Atilla İlhan öldüğü yıl belki de ilk defa kitaçılarda "best seller" olmayı başarmıştı... Aradan geçen 7-8 yıl sonrasında bu gün yine arka raflarda, tozlanmış bir şekilde bize bakıyor sitemli sitemli Atilla İlhan...
Kitap okuma alışkanlığımız ya da "kültür görgüsüzlüğü" üzerine bir şeyler yazmak isterdim, belki başka bir zaman...
Bu kez Yaşar Kemal'in yukarıda bahsettiğim sözden yola çıkarak o güzel insanlardan birinin hayatına biraz değinmek istedim... Ancak Yaşar Kemal'in kullandığı, ingilizde anlamıyla "nice" ya da " good" sıfatını alan insanlardan değil; "beatiful" sıfatını bütün dünyaya göstermiş, bütün dünyaya kanıtlamış bir Cumhuriyet kadınından bahsetmek istiyorum...
Keriman Halis Ece...
Türkiye Cumhuriyeti her ne kadar kurulumu öncesinde yedi düvelle mücadele etmiş ve bir var oluş mücadelesi vermişse de asıl büyük mücadele kurulan genç cumhuriyet sonrasında yüzyıllarca cahil kalmış Anadolu insanına bir kimlik kazandırma, ona yeniden birey olmayı öğretme mücadelesi olmuştur.
Bu nedenle bazı insanlar Mustafa Kemal'i en büyük askeri deha ya da siyasi lider olarak değerlendirse de bana göre Mustafa Kemal'in en önemli özelliği en büyük entelektüel, belki topluma bir başöğretmen olma niteliğini ve sorumluluğunu her zaman üzerinde taşımış olmasıdır...
Çorak topraklarda kalmış, cahil bırakılmış, dogmalarla bilinçleri kilitlenmiş ve acılarla yıllarca savaştan savaşa koşup birer birer evlatlarını şehit vermiş bu toplumu önce eğitip, birey olmayı; onuru, azmi, erdemi ve büyük işler başaracak özgüveni aşılamak elbette kolay bir uğraş değildi...
Bazı insanlar jakobenlikle suçlasalar da, bazı insanlar yapılan uygulamaları dar vizyonlarıyla tepeden inme gibi algılıyor olsalar da yapılan bu devrimlerin ve dönüşümlerin bir toplum için ne kadar önemli olduğunu sanırım geçtiğimiz son dört beş yılda daha iyi anlıyoruz...
Cumhuriyet kadını kültürün, faziletin, erdemin, onurun timsalidir...
Keriman Halis'in ise bu kadınların içinde apayrı bir yeri vardır.
O Türkiye'nin ilk ve tek dünya güzeli olmuş ve Türk kadınına ve yeni Türkiye'ye o dönemde büyük bir moral kaynağı olmuştur.
Zira Keriman Halis dünya güzeli seçildiğinde, o güne özel olarak Cumhuriyet gazetesi baskısını renkli bir şekilde yapmıştır. Bunun nasıl bir duygu olduğunu Galatasaray'ın Uefa kupası aldığı gece mutluluktan ağladığımı bildiğim için çok iyi anlıyorum.
Keriman Halis'in biyografisine internet ortamında artık kolaylıkla ulaşmamız mümkün.
Burada sıkıcı bir biyografi yazacak değilim. Ancak merak edenlerin kendisinin hayatına biraz göz gezdirmelerini tavsiye ederim. Zira yaşı doksanın üzerindeyken dahi verdiği röportajlarda kendisinin nasıl bir zerafete ve asalete sahip olduğunu göreceksiniz.
Doksan yaşının üzerinde olmasına rağmen her gün masasının üzerinde duran diz üstü bilgisayarıyla internetten pek çok farklı gazeteye ait haberleri takip etmesi dahi sanırım kendisinin karakteriyle ilgili size bazı ipuçları verecektir.
Bu yazıyı kaleme alma nedenim ise biraz daha farklı. Zira genel itibariyle TV programlarıyla aram çok iyi değil. İstanbul'dan bir tatil için uzaklaştığımda kısaca TV'larda ne var ne yokbiraz inceleme, bu programlar üzerinde biraz düşünme imkanı buldum.
En çok ilgimi çeken yapımlardan bir tanesi de bu gün rating rekorları kıran moda programları...
Toplumun en varoş noktalarından gelerek, eğitim ve kültürden yoksun, iki kelimeyi bir araya getiremeyen birbirinden irite edici kızlar üzerlerine karakterleriyle uzaktan yakından ilgisi olmayan İtalyan motifli kıyafet seçimleriyle kendilerine gündelik bir tarz seçmeye çalışıyorlar.
Karakterleriyle, seçimleri birbiriyle uyumlu olmayan bu kızların kendisini moda duayeni olarak niteleyen yine kendileri gibi seyircide müthiş antipati uyandıran bir kaç jüriye beğendirmelerinden ibaret bir TV programı furyası almış başını gidiyor.
Modanın, giyinmenin, zerafetin ve asaletin sadece giyinmeyle değil onu taşıyan bir beyin, onu taşıyan bir karakter ve yine onu taşıyan bir kültürle ancak uyumlu olabileceğini bilmeyen onlarca genç kızsa ekrana çıkarak yaptıklarının matah bir şey olduğunu zannediyor.
Kimseyi küçümsemek ve kimsenin yaptığı programı yerin dibine sokmak gibi bir niyetim yok. Sonuçta bu programın arkasında da bir emek var. Ancak asıl trajedik ve dramatik konu bu tarz programlarının ortalama bir Türkiye seyircisi tarafından fazlaca rağbet görmesi, bu programların ratinglerde en üst puanlamalara sahip olması.
Toplum olarak giderek yozlaştığımızı görmek ve kalitesizliğin izlenen programda, yapılan espride, giyilen elbisede, yapılan tercihlerde sürekli su üstüne çıktığını görmek bu milletin bir ferdi olarak daha da önemlisi bu milletin oluşumunda büyük sancılar çeken cumuriyetin kurucularının bir evladı olarak zaman zaman beni topluma dair uzun ve karamsar düşüncelere sevkediyor.
Bir toplumun geleceğini görmek istiyorsanız o toplumun gençliğinin rol-model olarak aldığı insanları incelemeniz yeterlidir. Bu günün TV ekranlarında boy gösteren kültür yoksunu güzellerden kafamızı çevirip bir an cumhuriyetin ilk yıllarına, o dönemlerin güzeline bir göz gezdirelim isterseniz.
Ancak önce güzellik yarışmasının Türkiye tarihinde nasıl başladığına bir göz atalım:
Türkiye'nin ilk güzellik yarışması 1926 yılında İpek Film tarafından (yıkılan Emek Sineması roperi) düzenlenmiş. Aynı sinemada yer gösterici olarak çalışan Araksi Çetinyan müsabakayı kazanmış olsa da, bu müsabaka gazeteler ve halk tarafından ciddiye alınmamış.
1931 güzeli seçilen Naşide Saffet'in ilkokul öğretmeni olması tepkiyle karşılanır ve yarışmalara karşı muhalefet başlar. Maarif Vekaleti (şimdiki MEB) olayı teessürle karşıladığını duyurur ve Naşide Saffet'i öğretmenlik görevinden alır. Ayrıca muallimlerin ve talebelerin bu tip müsabakalara girmemeleri konusunda bir tamim (genelge) yayınlar.
MİLLİYET
"Talebeleri tarafından gazetelerde çıplak resmi görülmüş hoca hanımı garip karşılamak eski kafalılık değildir."
CUMHURİYET
"Zifiri karanlık bir mazinin geleneklerini savunuyorsunuz!"
EVERY WEEK "Türkiye'de kadınlığın ne kadar ilerlemiş olduğunu ultra modern olan Miss Türkiye ispat etmiştir. Naşide Saffet asri ve münevver bir kızdır."
İzleyen aylarda VAKİT gazetesi "Güzel Bacak Müsabakası" düzenleyince tepkiler iyice alevlenir. Tüm eleştirilere karşın Cumhuriyet gazetesi 1932 yılı başlarında yarışma yapılacağını ilan eder. Arzu etmeyenlerin fotoğrafları yayınlanmayacak, isimler gizli tutulacak ve kazanamayanların "izzet-i nefislerini" korumak için adları açıklanmayacaktır. Bu yeni önlemlere rağmen başvuru sadece yirmi kişiden ibarettir ve güzel seçilemez. Konuyu ar meselesi yapan Cumhuriyet, "ölmek var-dönmek yok" diyerek 1932 yazında ani bir duyuru yapar. Sadece sekiz kişinin katıldığı yarışmada Keriman Halis (ECE) Türkiye güzeli seçilir.
(ECE Ajandaları da buradan esinlenmiştir)
Keriman Halis, Belçika'da yapılan yarışmada dünya güzeli seçilince Ankara'ya çağırılır ve "dünyayı fetheden Türk kızı" olarak ECE soyadını alır.
Kolay değildir o dönemde böyle bir işe kalkışmak. Memleketin dört bir yanında gericiler din düşmanı, ahlaksızlık diye provokasyon yaptığı günlerden bahsediyoruz.
Ve Türk kadınının güzelliğini dünyanın dört bir tarafında duyuran bir cumhuriyet kadını. Güzelliğinin yanı sıra ana dili seviyesinde Fransızca bilmesi ve mutfak sanatlarında ve el işlemesi sanatlarda mahareti son derece fazla olan bir Türk kadını Keriman Halis.
Bu gün Keriman Halis'in dünya güzellik ve zerafet güzeli seçildiği yaşlardaki Türk kızlarının büyük çoğunluğuna baktığımızda Fransızca zaten söylemiyorum ancak en iyi üniversitelerde okuyan kızlarımızın dahi bırakın bir ingilizce makaleyi, ingilizce bir gazeteyi okuyamayacak durumda olması, mutfağa pek azının hayatının sınırlı dönemlerde girmiş olması ya da el sanatlarında(resim, müzik, hangi sanat türü olursa olsun) herhangi bir becerisinin gelişmemiş olması, zerafet yoksunu insanlar yığını çıkarıyor karşımıza...
Memleketin diper yüzde ellisinden bahsetmiyorum bile!
Keriman Halis dünya güzeli seçildiğinde Mustafa Kemal'in kendisi için yazdığı tebrik mektubu ise yine Türk kadınına ayrı bir ders niteliğindedir:
"Türk ırkının necip güzelliğinin daima mahfuz olduğunu gösteren dünya hakemlerinin bu Türk çocuğu üzerindeki hükümlerinden memnunuz. Fakat Keriman Ece, hepimiz işittiğimiz gibi söylemiştir ki, o, bütün Türk kızlarının en güzeli olduğu iddiasında değildir. Bu güzel Türk kızımız, ırkının kendi mevcudiyetinde tabii olarak tecelli ettirdiği güzelliğini dünyaya, dünya hakemlerinin tasdikiyle tanıttırmış olmakla elbette kendini memnun ve bahtiyar addetmekte haklıdır.
Türk milleti, bu güzel çocuğunu şüphesiz samimiyetle tebrik eder. Cumhuriyet gazetesi bu meselede Türk ırkının diğer dünya milletleri içinde mümtaz olan asil güzelliğini göstermek teşebbüsünü takip etmiş ve bunu dünya nazarında muvaffakiyetle intaç eylemiştir. Ondan dolayı bittabi bu vesile ile de takdir ve tebriklerimize hak kazanmıştır. şunu da ilave edeyim ki, Türk ırkının dünyanın en güzel ırkı olduğunu tarihi olarak bildiğim için, Türk kızlarından birinin dünya güzeli intihap edilmiş olmasını çok tabii buldum. Fakat Türk gençlerine bu münasebetle şunu da tahattür ettimeyi (hatırlatmayı) lüzumlu görürüm:
İftihar ettiğimiz tabii güzelliğinizi fenni tarzda muhafaza etmesini biliniz ve bu yolda uyanık bir tekâmülün mütemâdi tahakkukunu ihmal etmeyiniz. Bununla beraber asıl uğraşmaya mecbur olduğunuz şey analarınızın ve atalarınızın oldukları gibi yüksek kültürde, yüksek fazilette birinciliği tutmaktır."
Özellikle son paragrafta belirttiği cümleyi tekrar yazmak istiyorum:
Bununla beraber asıl uğraşmaya mecbur olduğunuz şey analarınızın ve atalarınızın oldukları gibi yüksek kültürde, yüksek fazilette birinciliği tutmaktır."
Zerafetin ve güzelliğin bir kültürel olgunlukla, çabayla, emekle olduğunu aklından çıkarmayan; zerafetin ve güzelliin yaşamın her alanında kendisini gösterdiği aydınlık bir Türkiye'yi bir gün görmek ümidiyle... Olur mu? Belki olur...