Tarih
"PERA" ve "KAHVE" üzerine..
Haftasonu Pera müzesine keyifli bir gezi düzenleme imkanım oldu. Yoğun iş temposu, sosyal görüşmeler, gönüllü çalışmalar derken uzun zamandır müze gezisi yapamadım derken İstanbul Modern ve Pera Müzesi'nin bana ilaç…
Haftasonu Pera müzesine keyifli bir gezi düzenleme imkanım oldu. Yoğun iş temposu, sosyal görüşmeler, gönüllü çalışmalar derken uzun zamandır müze gezisi yapamadım derken İstanbul Modern ve Pera Müzesi'nin bana ilaç gibi geldiğini söylemeliyim.
Pera müzesine gittiğimde ilgimi en çok çeken bölümlerden bir tanesi "Osmanlı'da Kahve" sergisi oldu. Sonra Pera Otel'de gidip bir fincan Türk kahvesi içerken uzun uzun düşündüm ve bu yazıyı yazmaya karar verdim.
Özellikle çalışma ortamım nedeniyle zamanımın büyük bir çoğunluğu Kanyon ofis binasında ve Kanyon alışveriş merkezinde geçiyor. Ve genelde burada düzenlediğim arkadaş görüşmelerimizde, sadece benim değil genel olarak tüm arkadaşların tercihi Starbucks, Carluccio, Gloria Jeans gibi mekanlar oluyor.
Kültürlerin değişmesi, toplumların dönüşmesi belki de böyle bir şey. 2012 yılında Starbucks, Boğaziçi üniversitesinin Güney kampüsünde eski kantinin kapatılması şartıyla yeni bir şubesini açmak üzereyken, bu girişim öğrencilerin günlerce Starbucks'ı işgal etmesi ve araya rektör Kadri Özçaldıran'ın girmesiyle arka plana alınmıştı
O dönemde işgalci öğrencilere destek amaçlı olarak "Starbucks İşgali neden önemlidir" başlıklı bir yazı yazmıştım ve Nadire Mater de bu yazıyı Bianet'te yayınlamıştı, sonrasında benzer bir yazıyı "radikalgenç" için de yazmıştım.
Starbuck'ın Türkiye pazarında insanların yaşam tarzını değiştirecek ölçüde bir devrim gerçekleştirmesini bir endüstri mühendisi ve yönetim danışmanı olarak ayrı bir makalede kaleme almak isterim ancak burada Pera'da kahve içerken düşündüklerimi paylaşmak istiyorum.
Çocukluğuma dair hep bir Halide Edip ya da bir Yakup Kadri romanının verdiği tatları alırım. Aynı şekilde doğduğum eski konağın içindeki kahve makinası geldi şimdi gözümün önüne.
Çocukluk yıllarımın özellikle altı yaşıma kadarki dönemini eğer bir kokuyla hatırlamak gerekirse bu koku, o antika kahve makinasının odaya verdiği kahve kokusu olacaktır hayatımın sonuna kadar.
Kahve bir kültürdü bizde ve aslında her yerde. Bu yüzden Starbucks'a bile gittiğimde zaman zaman o tatsız tutsuz yapay Türk kahvesini sipariş ederim çoğu zaman.
Kahve bana her zaman kaybolan değerlerin, yozlaşan kültürün bir sembolü olarak gelir aklıma. Starbuck'un klasik Türk kahvesine galibiyeti ise aslında üzerinde durulması gereken ayrı bir metafor.
Nasıl artık Muhsin Bey'lerin nesli tükenmekteyse, kahve kültürü de artık sadece belli mekanlarda hatırası yadedilecek eskimiş bir kültür olarak anılıyor ve anılacak bundan sonra ne yazık ki.
Eğer hala bu kültürü yaşamak istiyorsanız zaman zaman Çemberlitaş'taki Çorlu'lu Ali Paşa Medresesine ya da Kadıköy merkezdeki Kurukahveci Mehmed Efendi'ye arada sırada uğramanızı öneririm.
Kahve'nin ve kahve kültürünün popülerleşen kültüre karşı yenilgisini daha da dramatikleştirmeden kahve kültürünün bizim için anlamına biraz değinmekte yarar var.
Kahve bizim için nedir?
Kahve güne erken başlamaktır, keyiftir, "kahvaltı" derken bile sabah atıştırılan her şeyin aslında o tada bir hazırlık olmasıdır.
Kahve sohbettir, muhabbettir; gönlün ne kahve ne kahvehane, gönlün muhabbet istemesidir.
Kahve hatırdır, bir fincan içtiğinde kendisiyle beraber o hatrın 40 yıl sizinle beraber gelmesidir.
Kahve kız istemedir, kutsal birlikteliklerin ilk adımıdır, mesela şarap ikram edilmez, çay ikram edilmez, çünkü hiç biri kahvenin yerini asla tutmaz.
Kahve dosttur, dostluktur, özlenince "bir acı kahvesini içmeye gittiğimiz insandır"
Kahve Bach'ın o meşhur "Kahve Kantatı"dır, senfonidir.
Kahve Pierre Loti'dir, Eyüp'tür, İstanbul'dur.
Victor Hugo'nun, Aleksandre Dumas'nın, Moliere'in, Balzac'ın "Eski Türkiye"ye olan hayranlığıdır mesela.
Louvre Sarayı'nda Kral IV. Loui'nin "A la Turca" bölümünde her gün tüm önemli konuklarına ikram ettiği asalettir.
Kahve ayılmadır, kendine gelmedir, Nevizade gecelerinden sonra kendini bulmadır.
Kahve, türk lokumunun kardeşidir.
Hülasa Kahve özeldir ve bu özelliğini koruması gerekmektedir.
Diğer yanan Kahve Arapça'da "Kahveh" fiilinden geldiği belirtiliyor bazı kaynaklarda. "Kahveh" Arapça'da uyaran anlamına geliyor.
Ancak bazı kaynaklar Etiyopya'da bulunan "Kaffa" yöresinden ismini aldığını da söylüyor. Belki de kahve "Kaffa" yöresine ismini verdi, belki de "Kaffa" yöresi kahveye.. Burası bir muamma. 16. yy'da Osmanlı'ya getirilen ilk Türk kahvesi o kadar beğeniliyor ki, Arabistan'dan, İstanbul'a sonra tüm Avrupa'ya yayılan bir dünya mirası haline geliyor.
Kahve'ye olan merakımı çok iyi bilen dostum Andres Hurtado Garciaz bu nedenle zaman zaman Kolomiya'dan özel Kolombiya kahvesi gönderir. Halen aramızda anlaşamadığımız tek konudur kahve. Benim için Türk kahvesi ne kadar özelse onun için de Kolombiya kahvesi o kadar özel.
Bu arada lüks alışveriş merkezi tutkunu olan dostlarıma da bir önerim olacak: Kanyon'a gittiğinizde "Selamlıque" taki Türk Kahvelerini denemeden geçmeyin. Okkalı, çikolatalı, tarçınlı, kakuleli, damla sakızlı türlerinin hepsi de denenmeye değer. Ancak benim favorim "Okkalı" olan. :)
Özellikle kahve milliyetçiliği yaptığım bu yazıda espresso, macchiato vs üzerine bir şeyler yazıp konuyu dağıtmak istemiyorum. Başka bir yazıda onlarla ilgili de uzun uzun yazmak isterim ama.
Sevgilerle