Tarih
İstiklal Mahkemeleri Üzerine
Çok uzun zamandan beri İstiklal Mahkemeleri ile ilgili bir yazı yazma fikri kafamda vardı. Ancak yoğun iş hayatı, zaman bulamama, zihnimi toparlayamama, yeterli araştırmaları tamamlayamama gibi nedenlerden dolayı bu…
Çok uzun zamandan beri İstiklal Mahkemeleri ile ilgili bir yazı yazma fikri kafamda vardı. Ancak yoğun iş hayatı, zaman bulamama, zihnimi toparlayamama, yeterli araştırmaları tamamlayamama gibi nedenlerden dolayı bu fikri sürekli erteledim.
Yazı yazmaya tekrar alıştığım bu günlerde ise aklıma gelen ve uzun zamandır beklettiğim bu konuyu tekrar kaleme almak istedim.
İstiklal Mahkemeleri son dönemde İslamcı siyasetin Kemalist rejime dikatörya suçlamasıyla köşeye sıkıştırmak halkı Kemalist düşünceden, Türkiye Cumhuriyeti ve kurucularından soğutmak için kullanılan argümanlardan bir tanesi.
Necip Fazıl'la birlikte bir çok İslami kesim sözde aydınları da yine Cumhuriyet rejimini kötülemek, İslamcı bir ideoloji yaratmak için İstiklal Mahkemelerini koz olarak kullanıp belli bir kamuoyu yaratma kaygısı gütmüş, oluşturdukları basın ve medya aracılığıyla da bir çok gencin, insanın zihni yalan yanlış, saçma sapan fikirlerle bulandırılmış bu nedenle de sapla saman çoğu zaman birbirine karışmıştır.
Çocukluğumda orta okul öğretmeninin izlettirdiği "Kelebekler Sonsuza Uçar" filmiyle İskilipli Atıf Hoca büyük bir İslam alimi olarak yansıtılmakta onu idam edenler de bu adamı din düşmanlığından dolayı astığını anlatılmaktaydı.
Necip Fazıl Kısakürek ise "Son devrin Din Mazlumları" kitabında yine İskilipli Atıf'ı bir din mazlumu olarak yansıtmakta, o dönemin Cumhuriyet iktidarını da zalimlikle ve din düşmanlığıyla eleştirmekteydi.
Cumhuriyetin ilk yıllarında yaşanan sancılı günlerde ve devrim üzerine kurulmuş bir devlette bu gün Finlandiya, İsveç gibi ülkelerde yerleşmiş demokrasinin uygulanmadığını sav olarak kullanmak ve bu nedenle cumhuriyete saldırmak her ne kadar bariz bir şark kurnazlığı ve siyaset tilkiliği olsa da malesef pek çok cahil insanın zihnini bulandırmakta ve cumhuriyet rejimine belli bir önyargı hatta nefret oluşturabilmektedir.
Çok şükür ki bilgi çağında yaşıyoruz ve ilgili kitaplar olmasa bile tek tuşla ulaşabildiğimiz bilgilerle bu savları bir şekilde çürütebiliyoruz ancak internet ortamında da pek çok yalan yanlış bilginin yer alması yine kıyaslama yapabilecek derinlikte eğitime sahip olmayan insanları aldatabilmektedir.
Bu yazıda öncelikli olarak Din Mazlumu olarak nitelendirilen İskilip'li Atıf'ın hayatına bir göz atacağız; sonrasında İstiklal Mahkemeleri Başsavcısı, dönemin ilk bayındırlık bakanı, İstiklal mücadelesi kahramanı ali Çetinkaya'nın hayatını inceleyip İstiklal Mahkemeleri ile ilgili bilinmeyen noktalara biraz değineceğiz.
İskilip'li Atıf'a başlamadan önce sanatına ve zekasına saygı duyduğum ancak karakterine ve siyasal düşüncesine saygı duymadığım ve çıkardığı Büyük Doğu gazetesinde yer alan yanlış bilgilerle oluşturduğu eğreti ideolojiyle cumhuriyete büyük zarar veren Necip Fazıl'la ilgili bir kaç noktayı belirtmekte yarar var, zira Büyük Doğu ve Son Devrin Din Mazlumları kitabıyla bu yaygarayı çıkartan ilk isim belki de kendisi.
Necip Fazıl Menderes zamanında örtülü ödenekten aldığı paralarla Büyük Doğu'yu çıkartmış, bu dergide cumhuriyet halk partisi ve cumhuriyet ideolojine çokça saldıran yazılar kaleme almıştır. Bununla birlikte zaman zaman Menderes'ten devletin örtülü ödeneği aracılığıyla aldığı paralarla müptelası olduğu kumar oynamış bu dönemde Menderes tarafından bir süreliğine parası kesilmiştir. Bu dönemde çıkardığı dergilerde Menderes'e de saldırmaya başlayınca yeniden örtülü ödenekten istediği parayı alabilmiş ve tetikçiliğe devam etmiştir.
Netekim 1960 ihtilalinde Menderes'in yargılandığı "Örütlü ödenek davası"nda savcı karşısına da çıkmıştır.
İşte bu siyasal tetikçilik operasyonlarından bir tanesi de din Mazlumu olarak nitelendirdiği İskilip'li Atıf'tır. Kimsenin Allah'la olan münasebetini, yakınlığı-uzaklığını bilemeyiz; bu nedenle İskilip'li Atıf'ın dini yönünden çok siyasal hayatına biraz göz atmak daha mantıklı olacaktır.
Öncelikli olarak İskilip'li Atıf Hoca bilindiği gibi İskilip'li değildir, Çorum'ludur. İskilip'te bir dönem medrese öğrenimi görmüştür sadece. 1905 yılında, İstanbul'daki Fatih Camii'nde ders vermeye başlamış, bir ara Şeyhülislam tarafından Bodrum'a sürülmüştür. Burada para toplarken ihbar edilmesi üzerine, eski medrese arkadaşlarından Kırımlı İbrahim Efendi'nin pasaportuyla Kırım'a kaçmıştır. II. Meşrutiyet'in ilanından sonra İstanbul'a dönmüş ve sonraları katıldığı 31 Mart İsyanı'nda tutuklanmıştır. 1913'te, Mahmud Şevket Paşa'nın öldürülmesi olayında suçlu bulunarak 5,5 yıllığına Sinop'a sürülmüş, Serbest kaldıktan sonra müderrisliğe devam etmiştir. Milli mücadele sırasında Kuvvayı Milliye karşıtıdır. Vatana muzır cemiyetlerden Teali İslam Cemiyeti'nin kurucusu ve yöneticisidir.
Bakınız İskilip'li Atıf'ın Teali İslam cemiyeti yöneticisiyken yayınladığı ve yunan uçaklarıyla Andolu köylerine dağıttığı fetvalarda neler var:
"Mustafa Kemal ve Kuvvayı Milliye maskaraları Yunan askerlerinin önünden kaçıyor. Zavallı saf ve gafil halktan topladıkları askerlere 'siz burada onlarla savaşın, biz de arkalarını çevirelim' diyerek sıvışıyorlar. Yazık ki halkımız Talât, Enver, Cemal, Mustafa Kemal gibi beş on eşkıyanın vücudunu ortadan kaldırmak için gereken fedakarlığı yapmıyor. İngilizleri kızdırdınız, üzerimize Yunanlıları musallat ettiler. Şimdi usulca oturup yenilginin sonuçlarına katlanmak yerine Yunanlılarla harbe tutuşuyorlar. Bu eşkıyaları ve asileri en kısa zamanda bertaraf etmek hepimize farzdır.
"Harp yıllarında sizleri cephe cephe sürükleyen ve din kardeşlerinizin suçsuz yere ölmelerine sebep olanlar arasında Mustafa Kemal, Ali Fuat, Bekir Sami gibi zalimler de vardı. Siz bu zalimlerin cinayetlerine daha ne kadar göz yumacaksınız?"
"Elinize aldığınız bu fetva Allah'ın emridir, Padişah fermanıdır. Sizler bu katil canavarları daha fazla yaşatmamakla mükellef ve görevlisiniz. Bunların vücudlarını külliyen ortadan kaldırmak Müslümanlık için farz olmuştur"
Netekim Teali İslam Cemiyeti kurulan ilk mecliste seçimlere katılmak istediğinde Mustafa Kemal buna izin vermiş ve bu cemiyet Konya yöresinden seçimlere katılmıştır!
Cumhuriyetin kurulmasından sonra da laiklik ve şapka karşıtı yazılar yayımlamış daha önce yayınladığı fetvalar nedeniyle "Vatan Hainliği" suçuyla yargılanmış, suçlu bulunarak idam edilmiştir.
Gelelim İstiklal Mahkemeleri Başsavcısı Ali Çetinkaya'ya:
1878 yılında Afyonkarahisar'da doğdu. Babası demirci ustası Ahmet Efendi (Babannemin amcası), annesi Fatma Hanım’dır. Babasını küçük yaşta kaybetti.
Afyonkarahisar Rüştiyesi'nde ve Bursa Askeri İdadisi'nde okudu. Ardından 1898’de Harp Okulu’nu bitirdi. Devrin pek çok genç subayı gibi Balkanlar’da görev yaptı ve geleceğin ünlü subayları olan Resneli Niyazi Bey, Enver Bey, Ali Fethi Bey ile tanıştı. 1907’da Manastır’da İttihat ve Terakki Cemiyeti adlı gizli örgüte katıldı. Hareket Ordusunun 31 Mart İsyanı’nı bastırmasından sonra II. Abdülhamit’in tahtan indirilmesinde ve Alatini Köşkünde ikamete götürülürken korunmasında Muhafız Birlik Komutanı Ali Fethi Bey’in yardımcısı olarak görev aldı
Trablusgarp’ın işgali üzerine gönüllü subay olarak Trablusgarp Savaşı’nda çarpıştı; Mustafa Kemal ile aynı cephede savaştı. Bu arada “deli” lakaplı Üstteğmen Halit Bey ile görev yapmış ama anlaşamadıkları için iki subayın görev yerleri değiştirilmişti. Trablusgarp’taki başarılarından ötürü binbaşılığa terfi etti.
I. Dünya Savaşı’nda Irak, Kafkasya ve Makedonya cephelerinde çarpıştı. Yarbaylığa yükseldi. Kut’ül Ammare’de dört ay Türk Birliklerine karşı dayananİngiliz birliğini teslim almada büyük katkısı oldu. Başarılarından ötürü Türk, Alman, Avusturya madalyaları ile ödüllendirildi.
Mondros Mütarekesi’nden sonra İstanbul’da Karakol Cemiyeti’nin kurucuları arasında yer aldı ve “Yediler” diye bilinen ilk faaliyet grubunun içinde bulundu. Anadolu’ya silah, cephane kaçırmak için uğraştı. Bu dönemde Mefharet Hanım ile nişanlanadı ve daha sonra gerçekleşen evliliklerinden “İstiklal”(1923-2011) adlı bir kızı dünyaya geldi.
İzmir’in işgalinden az önce , Ayvalık’taki 172. Alay Komutanlığı'na getirildi. 29 Mayıs 1919 Ayvalık’ı işgal eden Yunan ordusuna karşı ilk direnişi başlattı ve halkın da katılımını sağlayarak, Ayvalık Cephesini oluşturdu. Günümüzde, Ayvalık'ta Yunan işgaline karşı atılan ilk kurşunun atıldığı yer olarak kabul edilen tepede onun adını taşıyan Türk Silahlı Kuvvetleri’ne ait Rehabilitasyon Merkezi Komutanlığı yer alır.
Ekim 1919’da askerlikten istifa etti ve 1920’de toplanan son Osmanlı Meclis-i Mebusanı’na Afyonkarahisar milletvekili olarak girdi. İstanbul’un işgali üzerine Malta sürgünleri arasında yer alarak yurttan uzaklaştırıldı. 1921’de serbest bırakıldı ve yurda dönerek Afyonkarahisar mebusu olarak TBMM 1. Dönem’e katıldı
Şeyh Said İsyanı’ndan sonra kurulan ve 7 Mart 1927’e kadar görev yapan İkinci Dönem Ankara İstiklal Mahkemesi’nin başkanlığını yaptı. Mahkemenin “Üç Ali'ler” diye bilinen üyelerinden birisiydi (diğerleri; Kılıç Ali ve Necip Ali). Mahkemenin baktığı en önemli davalardan birisi Terakkiperver Cumhuriyet Fırkası‘nin Şeyh Said İsyanı ile bağlantılı görülüp kapatılmasına yol açan davadır. Bir diğer önemli dava ise Mustafa Kemal’e karşı düzenlen İzmir Suikastı ile ilgili davadır. Mahkeme bu davada Mahkeme bütün Terakkiperver mensubu milletvekillerini ve muhalefetteki etkili İttihatçıları tutuklama kararı almıştır.
16 Şubat 1934'te Bayındırlık Bakanı oldu. Ankara'daki resmi dairelerin çoğu, Çetinkaya'nın beş yıl süren bakanlığı sırasında yapıldı. Bu görevi 3 Nisan 1939’a değin sürdü. Bakanlığı sırasında 1937'de Almanya'ya seyahati sırasında gerçekleşen buluşma sonucu Nazi Diktatörü Adolf Hitler'le görüşen ilk Türk Bakan oldu ve Hitler’in dünyayı bir savaşa sürüklediğini tespit etti.
1939-1940 yıllarında bir süre de Ulaştırma Bakanlığı yaptı. Türkiye Cumhuriyeti’nin ilk Ulaştırma Bakanıdır. Bakanlığı sırasında demiryolu politikasının savunucusu oldu ve 1200 km demiryolu yaptırdı.
Ulaştırma Bakanlığı’ndan ayrıldıktan sonra 1946’ya kadar Afyonkarahisar milletvekili olarak kaldı.
Sadece toplumda yanlış bilinen bazı gerçekleri aydınlatmak için yazdığım bir yazı, son sözüm Necip Fazıl'ın Demokrat Parti'den önce iktidar olan Halk Parti döneminde çıkan Menemen hadisesi üzerine yazdığı yazıyla noktalayalım(Necip Fazıl'da iktidarlara göre konum alma noktasında bu günün Engin Ardıç'ı, Yiğit Bulut'u gibidir):
"İrtica, yatağımızın başucundaki bir bardak suya karıştırılan zehirdir. Kubilay'ın katili Derviş Mehmet'in Menemen kapılarına sokuluşu gibi, uykumuzu bekler ve ayaklarının ucuna basa basa gelir...(...) Onu tarife hacet yok. Onu tanırız. Yürüyüşünden, duruşundan, bakışından, kaçışından tanırız. O zaten kendisini gizlemiyor. Dün başına sarık takıyordu. Bugün giydiği, kanun nazarında şapka, hüsnü nazarında gene sarıktır. Bugünün sarıklısı dünkünden daha çok yezittir.."