Edebiyat
İstanbul, Bahar, Orhan Veli
İstanbul...
İstanbul...
Şehr-I İstanbul Ki Bi Misl Ü Behâdır
Bir Sengine Yek Pâre Acem Mülkü Fedâdır
Demiş "Lale Devri" şairi Nedim...
Ya da Napoleon Bonapart bütün dünyada emsaline az rastlanan askeri başarılara imza attıktan sonra şöyle demiş:
"Si le monde était une seul pays; alors Istanbul sera ça capitale"
Tüm dünya bir ülke olsaydı İstanbul onun başkenti olurdu...
İstanbul'la ilgili nice şair, yazar, sanatçı, siyasetçi neler söylemiş neler...
Her biri bu her karesinde ayrı hazineler yatan bu şehre vurulmuş, aşık olmuş, bir şekilde aşkını şiirleriyle, romanlarıyla, fotoğraflarıyla, resimleriyle anlatmaya çalışmış...
İstanbul belki de dünyanın en güzel şehri, benim gibi kendine aşık olanların bir türlü ayrılamadığı, bırakamadığı, her karesinde rengarenk kültürleri, insanları barındıran şehir...
Taksimi ayrı güzel, Beşiktaş'ı ayrı zarif, Kadıköy'ü, Moda'sı apayrı bir cennet İstanbul...
Beşiktaş Sadri Alışık'sa, Kadıköy Ayhan ışık'tır demiştim ya bir zamanların...
İşte öyle, Sadri Alışık'ı, Ayhan Işık'ı yaratan şehir...
Cemal Süreyya'yı, Edip Cansever'i, Turgut Uyar'ı arkadaş eden şehir...
Özdemir Asaf'ı acılara gark edip olgunlaştırmış şehir,
Türkan Şoray'ı ekranlara taşımış şehir..
Haydarpaşa lisesinden bu günlere Kadir İnanır'ı yetiştirmiş şehir...
Atilla İlhan'a "Ben sana mecburum" dedirtmiş şehir..
Kemal Sunal, Halit Akçatepe, Münir Özkul, Adile Naşit, Hulusi Kentmen, Tarık Akan'ı bir araya getirmiş şehir...
Deniz Gezmiş'e kitap okutmuş şehir...
Mustafa Kemal'e "Geldikleri gibi giderler" dedirttikten çok sonra Savanora'da ona keyfettirmiş şehir..
Sait Faik'i adalarında dolaştırmış şehir...
Behçet Necatigil'e Kabataş Lisesi'nde, Cihangir'de düşündürtmüş şehir...
Ara Güler'e kaldırımları arşınlatmış şehir..
Namık Kemal'i sürgüne göndermiş şehir...
Pierre Loti'ye roman yazdırmış şehir...
Aziyade'yi verem ettiren şehir...
Hazerfen Ahmet'i uçurmuş şehir,
Müzeyyen Senar'ı, Zeki Müren'i meyhanelerinde dinletmiş şehir..
Yahya Kemal'e Ankara'nın en çok neresini seviyorsanız dye soranlara "İstanbul'a dönüşünü" dedirtmiş şehir...
Can Yücel'e küfrettirmiş şehir..
Meşhur Memati'ye "Bu şehir mehtap gülüm, mehtapta girdap gülüm" dedirtmiş şehir...
Kimler geçti bu şehrin sokaklarından, nice dünya starlar, nice dünya liderleri, ne sanatçılar...
Ama hiçbirine İstanbul onun kadar yakışmadı bence...
İstanbul diyince, "İstanbul'da bahar" diyince aklıma ilk gelen isimden bahsediyorum...
Yukarıda ismini saymayınca nerde bu isim diyenler olmuştur belki de...
Orhan Veli'den bahsediyorum...
İstanbul'a, İstanbul'da bahara en çok yakışan isim...
İstanbul'un garibi...
Dedikodu'ları, tramvayda bacağını ısırdığı kadınları, yapayalnız yürüdüğü Yüksek Kaldırım'ı..
İstanbul'u dinleyişi...
"Sen ciğercinin kedisi, ben sokak kedisi" deyişi...
Aşk resmigeçitleri, bohemliği, edalısıyla Orhan Veli...
Bir de balık olsam dediği rakı şişelerinin, rakı sofralarının has adamı...
Mütevaziliğin, sadeliğin, beyfendiliğin, duygusallığın has adamı...
Orhan Veli...
Ve ne yazık ki bu büyük şairi, vakitsiz göçen bu garibi yeni neslller bilmiyor okumuyor...
İstanbul'da Boğaziçin'de bir taşın üzerine oturup tutturduğu türküleri dinlemiyor...
Bilmiyorlar bu veli oğlunun tarifsiz kederlerini...
Orhan Veli, halkın şairi;
Keşke yaşasaydı da şöyle karşılıklı bi rakı içseydik diyeceğiniz adamlardan Orhan Veli...
Kimse onun kadar basit, onun kadar derin anlatmadı bu şehri bize...
Orhan Veli'yi unutmayınız, okuyunuz; duyguların o tertemiz olduğu günleri zaman zaman çekin içinize bahar havası gibi, deniz kokusu gibi, İstanbul gibi...
Garipliğini, mahsunluğunu duyurmayın ancak anasına...
Vebalı boynuna olan tüm sevdalıları için okuyun...
Oktay Rifat'la Melih Cevdet'le dertleştiği anları hatırlayıp okuyun...
Sabah kalkan Dalgacı Mahmut gibi okuyun onu; okurken okurken gökyüzünü boyayın; mavi denizi dikin hem de...
Sonrasında arkanıza yaslanın, bir ara duraksayın ve şöyle deyin kendinize...
gün olur, alır başımı giderim,
denizden yeni çıkmış ağların kokusunda
şu ada senin, bu ada benim,
yelkovan kuşlarının peşi sıra.
O bedava yaşadı bu şehirde...
bedava yaşıyoruz, bedava;
hava bedava, bulut bedava;
dere tepe bedava;
yağmur çamur bedava;
otomobillerin dışı,
sinemaların kapısı,
camekanlar bedava;
peynir ekmek değil ama
acı su bedava;
kelle fiyatına hürriyet,
esirlik bedava;
bedava yaşıyoruz, bedava
İstanbul'u dinleyin onunla birlikte mesela:
İstanbul'u dinliyorum, gözlerim kapalı
Önce hafiften bir rüzgar esiyor;
Yavaş yavaş sallanıyor
Yapraklar, ağaçlarda;
Uzaklarda, çok uzaklarda,
Sucuların hiç durmayan çıngırakları
İstanbul'u dinliyorum, gözlerim kapalı.
İstanbul'u dinliyorum, gözlerim kapalı;
Kuşlar geçiyor, derken;
Yükseklerden, sürü sürü, çığlık çığlık.
Ağlar çekiliyor dalyanlarda;
Bir kadının suya değiyor ayakları;
İstanbul'u dinliyorum, gözlerim kapalı.
İstanbul'u dinliyorum, gözlerim kapalı;
Serin serin Kapalıçarşı
Cıvıl cıvıl Mahmutpaşa
Güvercin dolu avlular
Çekiç sesleri geliyor doklardan
Güzelim bahar rüzgarında ter kokuları;
İstanbul'u dinliyorum, gözlerim kapalı.
İstanbul'u dinliyorum, gözlerim kapalı;
Başımda eski alemlerin sarhoşluğu
Loş kayıkhaneleriyle bir yalı;
Dinmiş lodosların uğultusu içinde
İstanbul'u dinliyorum, gözlerim kapalı.
İstanbul'u dinliyorum, gözlerim kapalı;
Bir yosma geçiyor kaldırımdan;
Küfürler, şarkılar, türküler, laf atmalar.
Birşey düşüyor elinden yere;
Bir gül olmalı;
İstanbul'u dinliyorum, gözlerim kapalı.
İstanbul'u dinliyorum, gözlerim kapalı;
Bir kuş çırpınıyor eteklerinde;
Alnın sıcak mı, değil mi, biliyorum;
Dudakların ıslak mı, değil mi, biliyorum;
Beyaz bir ay doğuyor fıstıkların arkasından
Kalbinin vuruşundan anlıyorum;
İstanbul'u dinliyorum.
Belki de onunla birlikte eski karınızı, sevgilinizi de özlersiniz:
nedendir, biliyor musun;
her gece rüyama girişin,
her gece şeytana uyuşum,
bembeyaz çarşafların üstünde;
nedendir, biliyor musun?
seni hâlâ seviyorum, eski karım.
Ya da Özdemir Asaf'ın dediği gibi Yalnızlık paylaşılmaz, paylaşılsa yalnızlık olmaz ancak siz yine de Orhan Veli'yle yalnızlığınızı adı yalnızlık olacak şekilde paylaşırsınız:
bilmezler yalnız yaşamıyanlar,
nasıl korku verir sessizlik insana;
insan nasıl konuşur kendisiyle;
nasıl koşar aynalara,
bir cana hasret,
bilmezler.
Kimi zamanda onunla birlikte şiirler yazarsınız, eskiler alırsınız, musikiler verirsiniz..
eskiler alıyorum
alıp yıldız yapıyorum
musiki ruhun gıdasıdır
musikiye bayılıyorum
şiir yazıyorum
şiir yazıp eskiler alıyorum
eskiler verip musikiler alıyorum.
Belki de herşey tıpkı eskilerdeki gibi bir anda, ansızın olur ha ne dersiniz:
her şey birdenbire oldu.
birdenbire vurdu gün ışığı yere;
gökyüzü birdenbire oldu;
mavi birdenbire.
her şey birdenbire oldu;
birdenbire tütmeye başladı duman topraktan;
filiz birdenbire oldu, tomurcuk birdenbire.
yemiş birdenbire oldu.
birdenbire,
birdenbire;
her şey birdenbire oldu.
kız birdenbire, oğlan birdenbire;
yollar, kırlar, kediler, insanlar...
aşk birdenbire oldu,
sevinç birdenbire.
Onun anlatamadıklarını anlayabilir misiniz, dokunabilir misiniz peki satırlarda gözyaşlarına :
ağlasam sesimi duyar mısınız,
mısralarımda;
dokunabilir misiniz,
gözyaşlarıma, ellerinizle?
bilmezdim şarkıların bu kadar güzel,
kelimelerinse kifayetsiz olduğunu
bu derde düşmeden önce.
bir yer var, biliyorum;
her şeyi söylemek mümkün;
epeyce yaklaşmışım, duyuyorum;
anlatamıyorum.
Ne çok şiiri var Orhan Veli'nin... İstanbul'u anlamak için önce lütfen Orhan Veli'yi anlayın...
İstanbul'da belki o zaman sizi daha iyi anlayacaktır...
Ve sessizce İstanbul'u onunla birlikte dinleyin, ama gözleriniz kapalı
Dedikodulara hep birlikte maruz kalın; siz de onun gibi aynı şarkıyı söyleyin:
kim soylemis beni
suheyla'ya vurulmusum diye?
kim gormus, ama kim,
eleni'yi optugumu,
yuksekkaldirimda, gupe gunduz?
melahat'i almisim da sonra
alemdar'a gitmisim, oyle mi?
onu sonra anlatirim, fakat
kimin bacagini sikmisim tramvayda?
guya bir de galataya dadanmisiz;
kafalari cekip cekip
orada aliyormusuz solugu;
gec bunlari, anam babam, gec;
gec bunlari bir kalem;
bilirim ben yaptigimi.
ya o, mualla'yi sandala atip,
ruhumda hicranin'i soyletme hikayesi?