← Köşe Yazıları

Deneme

İki Keklik Bir Kayada Ötüyor...

Fatih Küçüktütüncü·23 Ocak 2016·4 dk okuma

İki Keklik br kayada ötüyor, ötme de keklik derdim bana yetiyor aman...

İki Keklik br kayada ötüyor, ötme de keklik derdim bana yetiyor aman...

Kışın karlı günün günlerinde şömine başında saatlerce ateşi seyredirsiniz ya, işte bir kış mevsimi daha geçiyor ve kulaklarımda, dilimde yine bu şarkı...

Dertli de keklik dertsizlere dert açar aman dert açar...

Neden Anadolu türküleri böyledir, insanın içine şömine ateşi gibi sıcacık dokunur, neden kalplerin üzerindeki tüm buzları eritir gider..

Uzun da geceler yar boynuna sar beni aman sar beni...

Türkülerimiz, ihmal ettiğimiz, unuttuğumuz, vefasızlık ettiğimiz, mahzunca bizi bekleyen türkülerimiz, Anadolu’nun hamurunu, suyunu, havasını, içinde taşıyan türkülerimiz...

Yazması oyalı, kundurası boyalı yar benim aman yar benim...

Dinleriz zaman zaman...

Bazen bir rakı masasında, bazen hüzünlü bir gecede, ama en çok da uzun kış gecelerinde dokunur insana Anadolu türküleri...

Mustafa Kemal’in de en sevdiği türkülerden İki Keklik...

Neden Anadolu türküleri hüzünlüdür, kederlidir böyle?

Annesine kara haber  gidiyor, yazması oyalı, kundurası boyalı yar benim...

Neden acıtır içimizi, uzaklara daldırır gözümüzü?

Her ne kadar batı kültürünün bireyselliği, modernizmi okullarımızda bize öğretilmişse de yok mu derinlerimizde doğunun samimiyeti, hüznü, hasreti yok mudur sizin de içlerinizde...

İki keklik bir derede su içer, dertli de keklik dertsizlere dert açar...

Yıllarca savaşlar, göçler, açlık, fakirlik, ezilmişlik, zor şartlar içinde yoğrulmuş bir millet Türk milleti..

Tanzimattan beri aydınları tarafından hor görülmüş, devlet tarafından göz ardı edilmiş, tek başına bırakılmış asil bir milletin efradıyız hepimiz...

Bir gün olur deli gönül uslanır; yazması oyalı, kundurası boyalı yar benim aman aman yar benim...

Her türlü ezaya cefaya rağmen şefkat, merhamet, letafet, zerafet, asaleti içinde barındıran bir milletin efradı...

Bu günlerde her ne kadar kütüphanenin arka raflarında kalan tozlu kitaplar gibi biraz daha mahzun Anadolu türküleri...

Anlaşılmak nasıl ki insanoğlunun en temel ihtiyaçlarından biriyse sanki koskoca bir dönemin, bir devletin, bir milletin ruhunu içinde taşıyan türkülerimiz de yine anlaşılmamaktan mağdur gibi bu günlerde...

Modernite ve kapitalizmle hayatımıza giren bireysellik, günü birlik duyguların tüketimi, bilgisayar çağı, tatminiytsizlik, fedakarlıktan uzak yaşamlar derken bu türkülerin de dilinden anlayanlar olmadığı için giderek mahzunlaşıyor, yaşlanıyor, bir pencereden misafir bekleyen huzur evi sakinleri gibi kendisini anlayanları bekliyor türkülerimiz...

Bu türkülerin dilinden, ruhundan, halinden anlayan efelerimiz, beylerimiz de yavaş yavaş bu dünyaya veda etmeye başlayınca kendi türkülerine yabancılaşmış bir neslin içinde kendi vatanının evlatlarına yabancılaşıyor bu gün türkülerimiz...

Bu nedenle anlatmaya karar verdim ben de naçizane kalemimin yettiği kadar türkülerimizin hikayelerini...

İki Keklik’in benim hayatımda ayrı bir yeri var... Öğrencilik günlerinde ev arkadaşımın neyle üflediği bu melodiler sigaranın yanında çengelköy günlerinde çayımın, kahvemin mezesi olurdu...

Bu gün cihangirin bohem sokaklarına, hala o çengelköy efkarlarını aradığımı, özlediğimi itiraf etmeliyim.

Derman aradıkça derdime meğer bu türkülerle içlenip hüzünlendiğimiz ve bir sigara gibi içimize çektiğimiz bu türküler meğer bizim dermanlarımızmış...

İki keklik bir derede ötüyor aman aman...

1915 yılı bir millletin kaderinin en sert yaşandığı yıllardır...

Çocukların acılardan yaşlandığı, genç kızların, kadınların üzüntüden çocuklarını düşürdüğü, bir çoğunun kederden vereme tutulduğu acı yıllar...

Askerliği yaptığım dönemde gece nöbetlerinde bu türküyle zamanımı geçirdiğim olurdu, Erzincan’ın beyaz örtülü Munzur dağlarının soğuğu altında bu türküler bizi avutur, düşüncelere daldırırdı...

Sarıkamış’a giderdi akıllarımız, Enver Paşa’ya, Vatan uğruna kaybolan yiğitlere giderdi ruhumuz...

Sonra soğuktan şikayetçi olduğumuz gece nöbetlerinde bu vatan için yapılan fedakarlıkların yanında şikayet etmenin bir şımarıklık olduğunu hissedip yine vatan için görevimizi yapmanın manevi huzurunu taşırdık içlerimizde...

İki Keklik bir vatan hikayesidir... Sarıkamış’ta şehit düşen genç bir Mehmetçiğin ardından yakılan bir ağıttır...

Anadolu’nun köylü kadınları olur, yuvayı yapan dişi kuşlar...

İşte bunlardan bir tanesi Şöhret Hanım... Balıkesir’in Edremit ilçesinde yaşar, giyimiyle kuşamıyla köyde bilinir, tanınırmış...

Ne zaman zeytin toplamaya tarlaya gidecek olsa boyalı kunduralırını giyer, oyalı yazmasıyla insanların dikkatini çekermiş Şöhret Hanım...

Gel zaman git zaman milletin karlı günlerinde, binbir zorluklarla yetiştirdiği evladını dualarla, aminlerle bu vatana göndermiş...

Memleketin evlatlarının her biri Galiçya’ya, Suriye’ye, Irak’a, Çanakkale’ye gidip bu vatan için göğsünü siper ederken Şöhret Hanım’ın oğlunun kaderine Sarıkamış dağları düşmüş...

Kara haber tez gelir derler ya, soğuğun eksi kırk dereceyi bulduğu o günlerde Şöhret Hanım’ın evladı da düştüğü beyaz kardan kalkamamış..

Şöhret Hanım acısını dağlara, taşlara haykırmış; sonra asaletle Vatan Sağolsun demiş, demiş demesine de bağrına taş basıp derdini kekliklerle paylaşmış...

Bahçede duran iki keklikle dertleşip için için çektiği amanlarla oluşmuş işte İki Keklik türküsü...

İki keklik bir kayada ötüyor

Ötme de keklik derdim bana yetiyor aman aman yetiyor

Annesine kara da haber gidiyor

Yazması oyalı kundurası boyalı yâr benim aman aman yâr benim

Uzun da geceler yâr boynuna sar benim aman aman sar benim

İki keklik bir dereden su içer

Dertli de keklik dertsizlere dert açar aman aman dert açar

Buna kara sevda derler tez geçer

Yazması oyalı kundurası boyalı yâr benim aman aman yâr benim

Uzun da geceler yâr boynuna sar benim aman aman sar benim

İki keklik bir kayada yaslanır

Teke de bıçak gümüş kında paslanır aman aman paslanır

Bir gün olur deli de gönül uslanır

Yazması oyalı kundurası boyalı yâr benim aman aman yâr benim

Uzun da geceler yâr boynuna sar benim aman aman sar benim

Unutmayın gençler, bu vatanın bağrında yatan şehitleri, bu vatan için çekilen çileleri, bu Anadolu topraklarının kederle yoğrulmuş ruhunu...

Bizler bu ruhun mahzun evladlarıyız...