Deneme
Farkındalık Zamanı
Çoğu zaman sahip olduğumuz kıymetli şeylerin farkına onları kaybettiğimizde anlıyoruz... Huzur, mutluluk, sıhhat ve tabiki en önemlisi zaman...
Çoğu zaman sahip olduğumuz kıymetli şeylerin farkına onları kaybettiğimizde anlıyoruz... Huzur, mutluluk, sıhhat ve tabiki en önemlisi zaman...
İsanoğlunun yapısında bulunan daha fazlasına erişme isteği temelde en değerli hazinemizi, huzurumuzu ve mutluluğumuzu alıp gidiyor elimizden ve biz kaybettiklerimizin arkasında uzaktan geçen bir vapura el sallar gibi iç geçirerek bakıyoruz...
Belki de huzur, mutluluk ve ruhsal denge, doğayla bütünleşerek tüm kirli ve çirkin duygularımızı üzerimizden atarak mümkün olacaktır.
İnsan doğanın bir parçası, evrensel ruhun birer parçası olmak üzere tarifi mümkün olmayan fiziki ve ruhsal zenginliklerle donatılmış ve ruhsal derinliği itibariyle de hayvanların ve bitkilerin üzerinde çok farklı bir boyuta erişmiştir.
Ancak sahip oldukları bu donanımları anlamama ve hissedememe durumunda belki de budist öğretilerinde denildiği gibi hayvandan daha fazla alçalmaya mahkumdur...
Diğer türlü olması durumunda ise kutsal ruhun bir parçası olduğunu düşünerek Ene-l Hak diyerek tanrısal vasıflarının farkında olarak evrimleşerek kemalat basamaklarını tırmanabilecek kabiliyetlerini yine bu ahengin içinde derinleştirmesi durumunda, fidanların ağaç olması cennetsel bir kıymete sahip olur.
Aksi takdirde elindeki tüm vasıflar bu fidanların bazı hayvanlar tarafından paramparça edilerek çürümeye yüz tutmasına neden olur ki bu da ağaç olma kabiliyetinde bir varlığın yok olma noktasında gelmesi durumunda acınılacak zavallı bir durumdur.
Belki evrensel bütünleşme içinde sadece günlük ihtiyaçlarımızı yerine getirmek için çalışmak durumunda olan insan bu yoğunluk ve koşturmaca içinde en temel misyonunu unutmakta bu surette toplumun her tabakasında derinlikten uzak, bunun sonucunda doğaya, hayvanlara ve insanlığa saygısız bir hal almakta... Bu da bireysel mutsuzluk ve huzurdan uzaklaşarak toplumsal bir hastalık haline gelmekte..
Bu bağlamda insanların temel misyonu etrafındaki çoğunluğu baz alarak “herkes benim gibi” düşüncesiyle iradeden uzak bir keyfiyette sürünün içinde bir koyun olmak yerine ruhunun sesini dinleyerek önce bireysel yaşantısında sonra tüm toplumsal yaşantısında güneş gibi geceyi aydınlatan birer lamba hükmüne gelmektir..
Nietzche’ninkinden biraz farklı bir tanımlama olsa da benim kişisel zaviyemde üst insan bireysel ve toplumsal farkındalıkla etrafa güneş olma durumuna gelmektir...
Bu bağlamda mutluluğu ve huzuru daha fazla parada, daha güzel bir kadında, daha güzel bir araba veya benzeri faniyatta aramak yerine derinlerde aramak akıllı insanın yapması gerekendir... Zira bu derinlikte elde edilen huzur ve sürekli mutluluk hali diğer dünya güzelliklerini de sırtına almış bize doğru getirmektedir...
Yeter ki insan farkındalığıyla bu dünyadaki tanrısallığın bir parçası olduğunu düşünsün ve bilsin bu doğrultuda hareket etsin... Aksi takdirde edinilen diğer eğlenceler ancak var olan mutsuzluğu anlık olarak gidermek görevi ne sahip olsa da deniz suyu gibi içtikçe susatan bir mahiyete sahiptir.
Bu nedenle bu gün belki de farkındalık ve içsel ylculuklara yelken açma zamanıdır belki de hepimiz için. Aynaya bakın ve yüzlerinizde sizi mutlu etmeyen her türlü kirli hisleri uzaklaştırın kendinizden...
Dünyada görmek istediğiniz değişimin ta kendisi olun ve farklı boyutlarda ve bilinç seviyelerinde dolaşın, anlayın ve güneş olun etrafınıza...
Bir de sahip olduklarınızın özellikle de zamanınınızın kıymetini bilin, sevmediklerinize de açın gönlünüzü, ve herkesi yaratandan ötürü sevmeye başlayarak merhaba deyin gününüze... Tabi önce kendinizi sevmeyi unutmayın buna başlarken :)
Zülfü Livaneli’nin enfes şarkısını dinlemeden geçmeyin bu arada:
http://www.youtube.com/watch?v=WJzAB02uePM