← Köşe Yazıları

Deneme

Dunning Kruger Sendromu

Fatih Küçüktütüncü·18 Nisan 2015·5 dk okuma

Bu güzen Anadolu toprakları yüz yıllardır halkın içinden kopmuş nice güel insan çıkarmıştır içinden. Yunus Emre'den Mevlana'ya, Hacı Bektaş'tan Dadaloğlu'na, Aşık Veysel'den daha nicelerine...

Bu güzen Anadolu toprakları yüz yıllardır halkın içinden kopmuş nice güel insan çıkarmıştır içinden. Yunus Emre'den Mevlana'ya, Hacı Bektaş'tan Dadaloğlu'na, Aşık Veysel'den daha nicelerine...

Bu büyük insanlar öyle büyük üniversite eğitimleri almamışlardı belki, ya da dünyanın dört bir yanını gezip görme imkanı olmamıştı.

Ancak baze onların söyledikleri tek bir cümle, tek bir mısra bu gün hayatımızın tam merkezinde bizlere ışık tutuyor, bizlere yol gösteriyor.

Yunus Emre'yi ve hayatını belki başka bir yazıda daha detaylı olarak anlatmak, uzun uzun hakkında konuşmak gerek ancak bu yazıya ilham nedeni olan bir mısrasıyla bu yazıya bir giriş yapmak istedim:

"İlim ilim bilmektir

İlim kendini bilmektir

Sen kendini bilmezsen

Ya nice okumaktır"

Kişinin kendini, haddini bilmesi, kendi yetkinliklerinin ve niteliklerinin farkında olması, bu özellikleri abartma eğiliminde olmaması, bu yetkinliklerin getirdiği olgunluğu üzerinde taşıması birer erdem hepimiz için.

Toplum olarak yitirdiğimiz bir çok erdem gibi yukarıda saydığım konular ve hususlar da yine aynı şekilde giderek yozlaşmakta, değerini yitirmekte.

Etrafımıza baktığımızda magazin dünyasından, siyaset dünyasına, sanat dünyasından, futbol camiasına pek çok insanın büyük bir özgüvenle televizyonların, gazetelerin karşısına çıkıp büyük bir cehaletle yaptığı açıklamaları okuyunca önce biraz gülüyor, eğleniyor sonrasında bu kişilerin sahip olduğu cesarete hayretler ediyoruz.

Örneğin bu ülkenin son 15 yıldır iktidarda olan partisinin lideri "faiz enflasyonu tetikler, enflasyon faizi değil" derken tüm ekonomi ve iktisat biliminin üniversite birinci sınıfta öğrendiği temel bilgileri hiçe sayarak 70 milyona hitaben bir konuşma yapabiliyordu.

Ya da aslında lise eğitiminden sonra başarılı bir futbolcu olan ve ülkemizi yurt dışında iyi bir futbolcu olarak temsil eden bir kişi kendi yetkinlik alanının dışına çıkıp yine global politikalarla, ülke ekonomisiyle ilgili adeta yetkin bir profesörmüş gibi açıklamaları içerisinde büyük yanlışlıklar olsa da yapmaktan çekinmiyordu.

Ya da televizyonlarda moda programlarına, evlilik programlarına çıkan kadınların erkeklerin adeta birer Brad Pitt, Marily Monroe gibi ekranlar karşısında beden dilleriyle sergiledikleri ifadeler ve kullandıkları cümleler bizi hayretler içerisinde bırakıyor.

Ya da kendilerine yazar, yorumcu isimleri veren ve yine kendilerini birer entelektüel olarak değerlendiren isimlerin TV'larda, gazetelerde mantar gibi sayısının artması ve bu insanları kahvehane ağzıyla ülkeye kültür dersi vermesini nasıl açıklayabilirz?

Bu tarz "cahil cesareti" diye tabir ettiğimiz özgüven patlaması yaşayan insanlar tabi ki sadece bizim ülkede değiller ya da bu hastalık sadece lokal bir Türkiye hastalığı değil.

1995 yılında Amerika'da bir gün içinde iki farklı bankayı gündüz vakti soymaya çalışan bir hırsız, yüzünde herhangi bir maske kullanmadan büyük miktarda bir parayı çalar ancak soygunun yapılmasından bir saat sonra polis tarafından tutuklanır ve sorgulanır.

Sorgulama ilerledikçe ilginç bazı diyaloglar yaşanır:

Zira polis 2güvenlik kameralarına yakanmayacağınızı mı düşünmüştünüz?" sorusunu sorduğunda ilgili hırsızın verdiği cevap şaşırtıcıdır:

"Yüzüme limon sürdüm, nasıl olur da kamerada görünebilirim, bir yanlışlık olması gerekir"

Zira genç hırsız, çocukluk yaşlarında öğrendiği bir hurafe bilgiyle limon suyu sürülmüş bir yüzeyin fotoğrafta görünmeyeceğine inanmıştır. Bunu denemek için de bir limonu tamamen yüzüne sürmüş ve fotoğraf çektiğinde ortaya çıkan fotoğrafta çocuğun yüzü gerçekten görünmemiştir.

Daha önceki denemsinde arkadan gelen ışığın kendi yüzünü kapatacağı gibi bir olasılığı ise düşünecek bir bilgi ve birikime sahip olmayan ilkokuldan sonra eğitim almamış cahil bir gençten bahsediyoruz.

İşte böyle bir gencin büyük bir özgüvenle büyük soygunlara kalkışmasındaki özgüveni Amerika'lı ünlü psikoloji profesörü David Dunning'in dikkatini çekmiş ve ortaya 1999 yılında bir hipotez ortaya atmış:

"Cahil insanlar ya da yetkinlik sahibi olmayan insanlar büyük bir özgüven sahibi olabilirler ve cehaletle özgüven bir çok zaman insanlarda ters orantılı bir şekilde tezahür eder.

Kendi öğrencisi Justin Kruger'la birlikte yayınladıkları ve bu konuyla ilgili makale ise 2000 yılında Nobel ödülü almış ve aslında herkes tarafından bilinen bir gerçekliği rasyonalize ettiği için tüm dünyanın saygısını kazanmıştır.

Dünya psikoloji terminolojisine Dunning - Krugger sendromu olarak geçen bu hastalıkla ilgili iki bilim adamının ortaya koyduğu dört temel bulgu mevcut:

1. Niteliksiz insanlar kendi niteliksizliklerinin farkına varmaktan acizdirler.

2. Niteliksiz insanlar kendi niteliklerini ve yetkinliklerini abartma eğilimindedirler

3. Niteliksiz insanlar kendinden daha yetkin ve nitelikli insanların niteliklerini anlama ve onlara saygı gösterme erdeminden uzaktır.

4. Niteliksiz insanlar belli bir eğitimler niteliklerini artırdıkları ölçüde bu sendromdan kurtulabilir.

2000 yılı Nobel bilim ödülünün bu dört önemli kavramını okuyunca ülkemizde yaşanmakta olan olayları, çevremizde gördüğümüz cahil cesaretlileri daha iyi yorumlama ve anlama imkanı buluyoruz.

"Ignorance is bliss" ( Cahillik mutluluktur) sözünü hepiniz duymuşsunuzdur.

Ya da Mehmet Erdem'in yazdığı şarkıda geçen "Ne kadar çok bilirsen o kadar bela başa"

sözünü daha iyi özümseyebiliyorsanız.

Bu teoremi destekleyen bir önemli tarihe geçen cümle ise Bertrandt Russel'dan:

"Dünyanın en büyük problemi, akılsız ve fanatik kişilerin kendilerinden son derece emin olması, buna karşılık zeki insanların sürekli şüpheler içinde olmasıdır"

Bu teoremi okuyunca günlük ve sosyal hayatta karşılaştığımız, iş hayatında (ki herkesin mutlaka böyle tanıdıkları vardır) insanları daha iyi yorumlama imkanı elde ediyoruz.

Zira belli yetkinliğe sahip olmayan ancak sahip oldukları özgüven sayesinde her defasında kendilerini ifade etmeye çalışan insanlar kariyer basamaklarını iş ve siyaset dünyasında daha hızlı tırmanmakta.

Ancak daha eğitimli, olgun kişilerse almış oldukları eğitimin vermiş olduğu ihtiyat, ağırbaşlılık, mütevazilik gibi nedenlerle giderek pasifize olmakta bir vakitten sonra kendinden daha az yetkin insanların kendisinden çok daha üst rütbelerde bulunmasından dolayı tamamen motivasyonlarını kaybetme eğilimindedirler.

Bu gün İlber Ortaylı'nın her konuşmasında ifade ettiği gibi tarih, coğrafya bilmeyen; geçmişini, kültürünü, halkını tanımayan kişilerin büyük bir özgüvenle "Yeni Türkiye" kuracağız gibi söylemlerle ortaya çıkmasını daha iyi anlayabiliyoruz.

Bir diğer nokta ki Dunning Kurgger Sendromunun üçüncü maddesi yani:

Niteliksiz insanlar kendinden daha yetkin ve nitelikli insanların niteliklerini anlama ve onlara saygı gösterme erdeminden uzaktır.

Günümüzde Türkiye'den yetişmiş nice büyük bilim adamı, sanatçı, entelektüel, yazarın kıymetini toplum olarak anlamaktan da malesef aciziz. Türkan Saylan gibi büyük bir değerin ölümü sırasında kendisinin toplumun büyük sınıfları tarafından bilinmemesi ve saygı duyulmaması, Yaşar Kemal'in ölümüne kadar toplum tarafından kitapları yeteri kadar okunmayan bir yazar olması gibi örnekleri yüzlerce çoğullayabiliriz.

Bu gün ülkenin genelinde var olan hoşgörüsüzlük ve saygısızlık her alanda cahil bir cesaretle öne atılarak "Ben bilirim" ve " Biz biliriz" ciliğin tek bir açıklaması ancak Dunning - Krugger sendromudur.

Bu sendromunda biraz daha derinine indiğimizde Fransızların "Illusion de Superiorité" dediği ve Freud'un ortaya attığı "üstünlük yanılsaması" nın var olduğunu görüyoruz.

Ancak tıpkı meyve veren ağaçların meyveleri arttıkça giderek başının toprağa doğru eğilmesi mütevaziliğe büyük bir örnektir.

Aynı zamanda Mevlana "Hamdım, Piştim, Yandım" derken giderek üst insana doğru nasıl evrildiğini açıklamıştır.

Bu nedenle toplum ve birey olarak birincil motivasyonumuz olmalı bilgi ve erdemin ışığına doğru yönelmek... Ancak belki böylelikle daha yaşanabilir bir topluma ileri nesiller ulaşabilir...