Tarih
BODRUM HAKİMİ MEFARET HANIM
Yoğun geçen kış döneminden sonra yılın ilk tatili için geçen hafta Bodrum'daydım. Mart ayının sonunda kimseciklerin olmadığı, yazın oluşan anlamsız kalabalıklardan uzak, doğayla başbaşa kalabileceğiniz eşsiz bir yer…
Yoğun geçen kış döneminden sonra yılın ilk tatili için geçen hafta Bodrum'daydım. Mart ayının sonunda kimseciklerin olmadığı, yazın oluşan anlamsız kalabalıklardan uzak, doğayla başbaşa kalabileceğiniz eşsiz bir yer Bodrum...
Sahilde oturan, siyah gözlüklerle uzun uzun derin bir huzurla sahili izleyen, kafa boşaltmak için orada oldukları her halinden belli olan İstanbul'lu larla benzer ortak yaşanmışlıklara sahibiz muhtemelen.
Sahildeki barlarda, meyhanelerde çok fazla kimse yok. Memedof'ta Hasan Cemal ve Melis Alphan derin sohbetteler. Selamlaşıyoruz.
Gittiğiniz her mekanda, her otelde bir yaza hazırlık telaşı. Dekorasyonlar değişiyor, duvarlar tadilat halinde.
Bodrum'un yerli halkı da belli ki bu ıssızlıktan, bu yalnızlıktan epey sıkılmışlar. Hangi mekana girseniz garsonundan, işletmecesine insanlar sıcak kanlı, güler yüzlü bir şekilde muhabbete girme, sizinle bir şekilde tanışma ve sohbet isteğindeler...
Benim gibi kalemi kıt, ilhamı kısır bir insan kısa bir sürede yüz sayfanın üzerinde bir şeyler karalayabiliyorsa bu ancak Bodrum'un bir kerameti belki bir mucizesidir.
Doktor'un Yeri'ne gidiyorum. Bodrum kalesi yolunda, Barlar sokağında Meşhur Kule Barı geçice henüz yeni açılmış tatlı, şirin bir mekan. Doktor gerçekten doktor. Gaziantep'li, uzun yıllar mesleğini icra ettikten sonra Bodrum'a yerleşmiş ve iki güzel mekan açarak huzurun keyfini çıkarıyor. Çok tatlı bir insan.
Bodrum'la ilgili yazılacak o kadar çok söz, o kadar çok hikaye var ki bunları belki bir kitapta toplamak en güzeli..
Bu gün burada "Doktor'un Yeri"nde otururken dinlediğim meşhur türküyü, Bodrum Hakimini size anlatmak istiyorum.
Türkünün sözleri şöyle:
Bodrumlular erken biçer ekini
Feleğe kurban mı gittin bodrum hakimi
Nasıl astın Mefaret Hanım ipe de kendini
Altın makas gümüş bıçak ile doğradılar tenini
Şu bodrumun dağlarında ceylanlar dolaşır
Kara haber Mefaret Hanım pek tez ulaşır
Hakim hanımın memleketi Kütahya Tavşan
Hakim Hanım sen eyledin bizleri perişan...
Daha önce bu türküyü dinlediğimi çok hatırlamıyorum. Belki de hafızamda çok fazla yer etmemiş. ancak çocukluk zamanlarımda aynı isimde (Bodrum Hakimi) Türkan Şoray'ın yönettiği ve başrolünde Kadir İnanır'la birlikte oynadığı bir Yeşilçam filmini anımsıyorum.
Sonradan öğreniyorum Mefaret Hanım'ın hikayesini. Bu hikaye beni uzaklara götürüyor, düşündürüyor; birazdan detaylı açıklayacağım bu düşünceleri, ancak öncelikle Mefaret Hanım'ı tanımakta yarar var...
Mefaret Hanım, Türkiye Cumhuriyeti'nin yetiştirdiği ilk hukukçulardan...
Yeni Türkiye Cumhuriyeti kurulduğunda Mustafa Kemal, Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesinin açılışında konuşma yaparken şöyle diyor: “Bu kurumun açılışında duyduğum mutluluğu, hiçbir girişimimde duymadım”
Adaletin mülkün temeli olduğunun temeli olduğu bilincinde, yeni bir toplum oluşturmak için çabalarken, bu toplumun oluşturulmasında eğitimin ve hukukun önemini her defasında vurgulayan büyük bir deha Atatürk...
Mefaret Hanım, 1906 Kütahya Tavşanlı doğumlu memur bir ailenin çocuğu... Cumhuriyet'le birlikte ideallerle, modern Türk kadınına yakışır şekilde eğitimini tamamlayan ideal bir Cumhuriyet insanı...
1951 yılında Bodrum'a hakim olarak tayin edilir. Çok kısa sürede Bodrum halkının saygısını, sevgisini kazanır. Keşiflere at sırtında gider, yerel halkın yaşlı kadınlarıyla oturur Kuran okur... (O zamanlar cumhuriyet aydınlarına hep din düşmanı gözüyle bakanların kulakları çınlasın!) Halkın tüm kesimleriyle bir şekilde iletişim halindedir.
Böyle aydın, böyle idealist, böyle güçlü bir kadın neden intiharı düşünür?
Mefaret Hanım'ın intiharıyla ilgili bir çok rivayet edilir; her birini burada aydınlatacağım, ancak öncelikle Vedat Türkali'nin Mavi Karanlık'ta Mefaret Hanım'la ilgili yazdıklarına kulak verelim:
"Yaşadığın ülkenin dramını yüklenmiş kadıncağız...Özgürsün demişler, eşitsin erkeklerle al diplomanı. kadınlar için on iki ay karanlık günlerinde bu küçük kent. dolanıp duruyor erkek tilkiler. doktoru, eczacısı, savcısı, bezirganı...haydi özgür ol bakalım...(...) Tavşanlı'dan geliyorsun. Bir küçük memur kızısın...Halkına sığınmış önceleri yoksulca. Kuran okumuş yaşlı kadınların dizi dibinde. hani devrimler yapıldıydı ya, o halk...bu da aydın!...Bir tanedir Hakime Hanımımız; Namazında orucunda...Bir de kavga başlamış ki dışarda kahveler, camiler ayrı. Demokrat'san bu yana. Halkçı'ysan öte yana!...O zaman da o oyun var fukara millete. (...) Tek başına oturup neyi bekler bir kadın. Yargıç da olsa. yağmur saldırmış, karanlık saldırmış. Erkek de istemeyecek. Aile toplantıları başlayınca savcı'larla, hükümet doktoru'yla, eczacı'larla...Bir gramafon, bir bardak bira...anlatan içkiliydi, af buyur ağbem, başladı millet: "Bu da bi garış .mınnan yargıçlık yapacak da!" (...) Yargıç hanım savcı'yla sevişince, doktor'u, eczacı'sı sıraya girip hak istemişler. ne yapardı Tavşanlı'lı Mefharet Hanım, yolu yok izi yok bu karanlık kentte?..."Bodrum'un ekinleri erkenden bitti/hakime hanım kendisini intihar mı etti?.." hakime hanım'ı götürüp Tavşanlı'ya gömmüşler. vasiyeti varmış: daha on sekizinde sevgilisi ölmüş de, mezarını onun yanına kazdırıp bekletmiyor muymuş?!..."
Rivayete göre Mefaret Hanım, dönemin savcısıyla bir aşk yaşar, bunun üzerine "diğer kasaba bürokratları, Hükümet doktoru, eczacısı sıraya girmiş, hak istemişler" Bu cümleyi aklınızda tutun tekrar geri döneceğiz çünkü...
Başka bir rivayete göre Mefaret Hanım idamla cezalandırdığı bir gencin abisi tarafından kaçırılarak tecavüz edilir; Mefaret Hanım bunu kendisine yediremez, sonrasında intihar eder...
Gerçek nedenini tam olarak bilemiyoruz ancak Mefaret Hanım'ın Bodrum'a gelmeden önce sevdiği, ancak genç yaşta veremden ölen bir nişanlısının olduğunu biliyoruz. Bodrum'a geldiğinde karamsar, depresyon halinde bir kadın, orada genç, yakışıklı bir savcıyla tanışır ve bir aşk yaşar...
Mefaret Hanım'la ilgili bildiklerimiz bu kadarla sınırlı...
Şimdi gelelim o günden bu güne...
Mefaret Hanım, aydınlık Türkiye'nin çilesini çekmiş isimsiz kahramanlardan bir tanesi...
Bir kadın olarak eğitime, aydınlığa yürürken kasabalı halk tarafından taciz edilen, sokakta yürürken kasabalı erkekler tarafından laf atılan, tüm bunlarla tek başına mücadele etmeye çalışan onurlu bir kadın... Bir noktaya kadar dayanıyor, sonrasında intiharı seçiyor...
Bu gün geldiğimiz noktada henüz ulusal olarak geçtiğimiz ay tecavüz edildikten sonra öldürülen Özgecan'ın acısını halen içimizde yaşarken Mefaret Hanım'ın hikayesi beni yine derinden etkiledi...
Sadece cahil kasabalı halkın değil, okumuş doktorun, eczacının sıraya girip, hak istemesi, bir garış ..mınnan yargıçlık yapacak ha! diye küçümsenmesi ise üzerinde düşünülecek ayrı mevzular...
Hülasa Mustafa Kemal'in ve modern Türkiye'nin kurucularının Türkiye toplumu için çizdiği vizyon çok ileriydi, netekim bu toplum için bir kaç beden büyüktü...
Tıpkı Özgecan gibi, Mefaret Hanım da bir cumhuriyet şehididir bu nedenle...
Bu türküyü yapan ve Bodrum'luların Mefaret Hanım'a olan saygısını anlatan yerel türkücü Mustafa Bacaksız'a ayrıca teşekkürler... O anlatmasaydı belki biz de Mefaret Hanım'ı tanıyamayacaktık... Mustafa Bacaksız'ın bu türküyü yaptıktan sonra, adliyeye çağrılarak "Sen devletin hakimine nasıl türkü yaparsın?" denilerek yargılanması da ayrı bir Kara Mizah ve Türkiye gerçeği...