← Köşe Yazıları

Toplum

Bir Sokak Sanatı: "Grafiti"

Fatih Küçüktütüncü·31 Ağustos 2014·2 dk okuma

Yine Pera Müzesi'nden aldığım ilhamla birlikte bir "duvar yazısı" konusunu gündemime taşımak istedim blogumda.

Yine Pera Müzesi'nden aldığım ilhamla birlikte bir "duvar yazısı" konusunu gündemime taşımak istedim blogumda.

Tıpkı tüm dünyada olduğu gibi Türkiye'de de üzerinde konuşulan, tartışılan, özellikle "Gezi Olayları"nda toplumsal bir çıktı olarak gündemimizde fazlaca yer tutan bir kavram "Duvar Yazıları"

Politik farklılıklara göre bazı insanlar için bir sanat, bazı insanlar için (bağzı) bir vandalizm olarak nitelendirilen duvar yazıları üzerinde daha fazla konuşulması, düşünülmesi gereken bir konu artık ülkemizde de.

İlk insanın varoluşundan itibaren sanat kişilerin kendini ifade etme, kendini anlatma biçimi olarak kullanılagelmiş en kutsal kavramlardan bir tanesi.

Diğer yandan mağaralarda yaşayan insanların duvarlara kazıdığı ve çağlar sonrasına seslenmek istediği, kendilerini anlatma ihtiyacı duyduğu ilk sanat aracı da belki bu bağlamda "Grafiti" olduğunu söyleyebiliriz.

Özellikle Pompei'de milattan önceki dönemlerde "graffiti"nin yaygın bir araç olarak kullanıldığını biliyoruz. İsa'dan sonra kiliselerde, sonrasında ise daha yaygın olarak pek çok alanda varlığını sürdürmüş bir sanat dalı belki de bu yüzden "Graffiti".

Tabi  "Grafiti" kelimesinin kökeninin nereden geldiği üzerine muhtemelen düşünmediniz. Ancak orijini Farsça olan, Türkçe'de de zaman zaman kullandığımız -özellikle Necip Fazıl çok kullanır şiirlerinde- "girift" (birbiri içine geçmiş imgeler, öğeler) kelimesinden türediğini belirtmemiz gerekir.

Özellikle Amerika'da toplumdan dışlanan zencilerin, kendilerini ifade etme aracı olarak kullandığı "Graffiti", "Vietnam Savaşı'na" tepkiyle modern dünyada yeniden aktif olarak kullanılan bir araç olarak görülmüş bu gün en baskıcı topluımlardan biri olan İran'da dahi halen protest bir amaçla yaşantısını sürdürmektedir.

Özellikle zenci toplumlarda rap, dj, break-dance ile birlikte gelişen muhteşem dörtlünün sac ayaklarından birini oluşturuyor hala.

Diğer yandan ülkemizde özellikle "soğuk savaş" döneminde yaşanan kutuplaşmalar sonucu her bir etnik kimliğin kendini ifade aracı olarak kullandığını biliyoruz. Bu bağlamda zaman zaman Vandallaşan bir seyir sergilese de Türkiye'de de "Graffiti" kültürünün azımsanmayacak yeri olduğunu belirtmeliyiz.

Seksen öncesi dönemde yeniden kendini ifade etme aracı olarak keşfedilen, doksanlı yıllarda apolitik bir toplumsal enerjinin varlığında duraksayan bu kültür Gezi Olayları ile birlikte yeniden gündemimize taşınmış durumda.

Özellikle asi, özgürlükçü ve kural tanımayan Y kuşağı içinse kullanılmakta olan en kolay ve en etkili araçlardan bir tanesi.  Bu bağlamda AKP hükümetine karşı "Gezi gençliğinin" kullandığı belki de en etkili silah.

Dünya üzerinde "Grafiti" sanatçılarına baktığımızda pek çoğunun kimliklerini açıkça ifade etmektense belli başlı "nick"lerle kendi tarzlarını oluşturarak isim yaptığını biliyoruz.

Türkiye'de de durum şu an bundan çok farklı değil. Bu nedenle Pera Müzesi'nin "Grafiti"yi sanat kapsamında değerlendirerek salonlarında önemli bir yer ayırmasına da bu bağlamda teşekkür etmeliyiz.

Sonuç olarak sanat her zaman bireylerin kendini ifade etme aracı olarak kullanılmaya devam edecek.

Sıradanlıktan çıkarak yaratıcılıkla birleşen ve bu doğrultuda bireyler üzerinde etki bırakacak olan her türlü akım aynı zamanda kıymetli bir sanattır da. sanatın özünde muhaliflik olduğunu a düşünürsek belli saygı sınırlarının içinde kalarak daha yaratıcı, daha özgün, daha muhalif, daha etkin "grafiti"lerin de Türkiye'de gelişip tüm dünyaya örnek olması dileğiyle.

Pera müzesinde fotoğraf çekimi serbest olması nedeniyle yakaladığım bazı kareleri de burada paylaşmak istiyorum.

Sevgilerle