← Köşe Yazıları

Deneme

Before Christ - After Christ

Fatih Küçüktütüncü·4 Eylül 2013·2 dk okuma

Uzun zamandır bir şeyler yazmadığımı fark ettim buraya… Eski yazdıklarıma göz attığımda ise yine ukala bir tebessüm belirdi  yüzümde…  Aradan geçen onca zamana karşın değişmeyen tek şey bu olsa gerek… Sonra aklıma Can…

Uzun zamandır bir şeyler yazmadığımı fark ettim buraya… Eski yazdıklarıma göz attığımda ise yine ukala bir tebessüm belirdi  yüzümde…  Aradan geçen onca zamana karşın değişmeyen tek şey bu olsa gerek… Sonra aklıma Can Dündar’ın kaleme aldığı ve yıllar öncesinde okuyup aklımda kalmasına rağmen yeteri kadar hissedemediğim o enfes yazısı geldi aklıma:  yazının ismi “Olgunlaşmak”.

Sonra Elif Şafak’ın Marie Claire’in 20. Yılı anısına otuzbeş yaşına geldiğinde kendisinin 20. Yaşlarına hitap eden mektubunu buldum internetten ve bu sefer yüzümdeki ukala  tebessüm yerini, huzurlu bir gülümsemeye bıraktı…

Farkettim ki son bir yıl içimde hayatımdan  çok insan çıkarmışım;  dostluklar  da göçmen kuş sürüleri gibi tıpkı… Bir çoğu bir iklimden bir diğerine göçerken  sürüden ayrılanlarla baş başa kalıyoruz zamanla ve göçmen sürüye el sallıyoruz huzurla…

Kitaplığın üst raflarından indirmişim mesela artık Kafka’yı, Spinoza’yı,Albert Camus’yu… Aklın seksapel egosundan, ruhun spiritüel sezgisine daha çok güveniyorum zamanla… Akıl gerçeği bulmada bir seks ise, sezgi  mutlak gerçekle yaşanan bir aşkmış… Bunu fark ediyorum.

Jim Morrison’un yerini Beethoven, Kurt Cobain’in yerini giderek Schubert alıyor gibi,  her gece ısrarla soundtrackta çalan gotik rock yerini huzur melodilerine bırakıyor….

Duvardaki Janis Joplin’ün hüzünlü yüzü gitmiş, artık “bereket tanrıçası” el sallıyor bize…

Evimin bohem dekorasyonu da tıpkı ruh halim gibi bir evrim geçirmiş, her tarafta beyazın sadeliği, saflığı ve temizliği dolaşıyor…

Şımarık çocuk yerini giderek olgun bir adama bırakıyor gibi…

Sisteme karşı ölesiye ayrıksı bir yaban otuyken, şimdi kapitalizmle de bir “win-win” kurduk… O bu terimi çok seviyor…

“Che” fetişzmi yerini ”Gandhi” ye bırakıyor yavaş yavaş…

Gereksiz olan tüm insanlar, tüm kitaplar, tüm eşyalar, tüm giysiler çöp kutusunda ve geri dönüşüm kutusu olmaksızın sonsuza karışmış haldeler…

Sosyalist ütopyalardan Oya Baydar’sı bir hüzünle yolculuk yapıyorum, tıpkı Suna Kıraç’ın MR makinesi sonrasında hayatı kabullenişi gibi… En son bir yıl önce “Hiçbir Yere Dönüş” ünde aynı ruh paydasındaydık Oya Baydar’la oysa…

Taksim, Kadıköy Barlarından da soğuyorum giderek, Emirgan’da bir çay keyfi, yada Yıldız’da bir kahvaltı daha çok keyif veriyor…

Sosyalleşme çabası da yerini artık tam tersi bir noktaya bırakmış durumda, hak edenlere ve aileme sarfediyorum enerjimi…

Sorgulayış ve arayış sonrasında kendini buluş, sonrasında yeni haline alışma ve yeniden her şeye “merhaba” deme hali bu…

Ben bu yeni halime alıştım, eskiler belki biraz yadırgar ama yeniler bu Fatih’i daha çok sevecek gibi…

Tüm bu dönüşüm askerlik, hayatı sorgulama, taşları oturtma ve ruhsal dengeyi oluşturup doğanın ve varoluşun bir parçası olduğunu kabul ederek “Enel Hakk” dediğinde hayat buluyor ve yok olduğunda insan tüm doğayla bütünleşerek yeniden var oluyor…