Edebiyat
Arthur Schopenhauer üzerine
Hakkında yazmak istediğim, benim karakterimde derin etkileri olmuş insanlardan bir tanesi de Arthur Shopenauer...
Hakkında yazmak istediğim, benim karakterimde derin etkileri olmuş insanlardan bir tanesi de Arthur Shopenauer...
Kendisiyle 2009 yılının son baharında sosyolog bir arkadaş aracılığıyla tanıştım. İsmini şu an hatırlamadığım, bir ara Mephisto kitabevinde de çalışan Bilgi Üniversitesi sosyoloji'yi o dönemlerde okuyan, uyuşturucu bağımlısı bir gençti. Kadınlar üzerine yaptığımız bir sohbette sürekli Arthur Schopenhauer'den alıntılar yapıyor, Schopenhauer'i ısrarla okumamı tavsiye ediyordu.
Derken 2009 Kasım sonbaharında Arthur Schopenhauer'ın "Aşkın metafiziği ve kadınlara dair" kitabını aldım elime. Bir gecede okuyup bitirdim ancak beynimde yarattığı fırtınaları, düşünce dünyamda oluşturduğu depremi tariflemem çok da kolay değil.
Aşkı rasyonel bir biçimde analiz etmiş bir alman filozofu Arthur Schopenhauer. Hegel'le aynı dönemde, aynı üniversitede öğretim görevliliği yapmış, ancak o dönemde üniversitedeki popüleristesi Hegel'in çok gerisinde kalmış bir deha Schopenhauer.
Nietzche yıllar sonra kendisini okumaya başladıktan sonra şu ifadeyi kullanmıştır: "Schopenhauer olmasaydı Nietzche olmazdı"
Tıpkı benim gibi bir çok insanın beynine tokmaklar indiren, bilgiyle, rasyonel sorgulamayla dünyaya bakış açısını değiştiren, karamsar, huysuz bir dede olarak hatırlarım her zaman Schopenhauer'i...
Yıllar sonra okuduğum diğer kitaplarla ancak Schopenhauer'i eleştirmeye ve kendimce bir düşünce dünyası oluşturmaya çalıştım. Ancak bu evrimdeki etkisi nedeniyle dahi Schopenhauer'e ayrı bir saygım bulunacak sürekli.
Doğu felsefesinden ziyadesiyle beslenmiş bir düşünür. Hiç bir kimseye iltibas geçme gibi bir kaygısı olmadığı için inandığı gibi kaleme almış düşüncelerini.
Babasız büyüyen ve annesiyle her zaman sorunlu ve çalkantılı bir ilişkisi bulunan, sevgisizlikle yoğrulmuş, biraz sosyopat bir insan Schopenhauer.
Karamsarlığın boyutları o kadar yüksek ki bir kitabında "La vie est une virus mortale qui se sougille avec la rue sexuel" Yani "Hayat cinsel yolla bulaşan ölümcül bir virüstür"
Bu cümlenin üzerinde ne kadar düşündüğümü hatırlamıyorum bile.
Ancak Schopenhauer'i okuduğum ilk geceden sonra o hafta tüm kitaplarını, her birini bir gecede bitirmek suretiyle bitirdim. Acı çekmekten zevk alan bir Mazoşist gibi okuduğum her bir satır ruhuma yumruklar atıyor, beni bir duvardan bir diğerine çarpıyordu.
Farkında olmadığım ancak gördüğüm her bir olayı fikiri daha detaylı sorgulama, daha farklı bakış açılarıyla değerlendirme kapılarını açıyordu bana.
2009 sonbaharı ve 2010 kışını Schopenhaeur'in ruhuma dayattığı pesimist fikirlerle mücadele savaşlarını vererek geçirdim.
Kendisine 2010 baharında "tanıştığımıza memnun oldum" diyerek "elveda" dedim.
Aksi takdirde tüm ölümcül karamsar fikirleriyle hayata devam etmek benim için imkansız bir yol olacaktı.
Öncelikle Aşkın metafiziği kitabında Aşkı tamamen türün devam etme içgüdüsüne bağlıyordu Schopenhauer. Kadınları ise bazen haklı olarak bazense aşırıya kaçarak yerin dibine vuruyordu durmadan.
Aşk yüzünden intihar eden insanları ise türün devam ettirme içgüdüsünün var oluş iç güdüsüne ağır basyığı için intihar ettiğini belirtiyordu.
Daha üstün bir ırk, bir nesil, bir evlat meydana getirme güdüsünün aşkın temelinde olduğunu vurgularken eş ya da sevgili seçiminin de yine aynı içgüdüyle ilgili olduğunu belirtiyordu.
Sıska insanların daha çok balık etli kişileri tercih etmesi, sarışınların esmer birini tercih etmesi gibi örneklerle onlarca defa bu hipotezini ispatlamaya çalışıyordu kitabında.
Yine aynı şekilde kadınların güç ekseninde bir erkek tercihi olacağını, erkeğin ise daha kadınsal özelliklere sahip bir kadını isteyeceğini belirterek ortak türün optimum ölçütlerde olması yönünde bireylerin eş ya da sevgili seçiminde bulunacağını belirtiyordu.
Üniversitelere dair yazdığı kitapta okumayan, eleştirmeyen, düşünmeyen akademileri eleştiriyor, akademilerin temel misyonunun özgür bir biçimde fikir ve teknoloji üretmek olması gerektiğini ateşli bir biçimde savunuyordu.
Birinci ve İkinci dünya savaşından mağlubiyetle ayrılmış Almanya'nın iki ağır darbe sonrasında dahi halen bir dünya devi olmasının temel nedeni belki deSchopenhauer ve benzer dönem filozoflarının akademi için çizmiş olduğu yol haritasına bağlıyorum.
Okumak üzerine isimli kitabında ise okumak kadar okuduğun kitaplar üzerinde düşünmenin, yazarla sohbet ettikten sonra yazarla bir fikir mücadelesine girmenin erdeminden bahsediyordu.
Seçkinlik ve Sıradanlık üzerine adlı kitabını ise bence üniversitede okuyan her bir gence okutmak gerek. Seçkinliğin bilgi, zerafet ve eğitimle oluştuğunu aksi takdierde dünya üzerinde o taraftan bu tarafa savrulan milyarlardan farksız olunacağını en güzel örneklerle aktarıyordu Schopenhauer.
Huysuz, aksi bir adamdı Schopenhauer. Hayatımda uğradığım ve bana adeta sopayla beynime bazı fikirleri nakşetmiş bir dehaydı kendisi.
Bu nedenle kendisini yine saygıyla anıyorum.
Bu yazıyı Schopenhauer'in yazmış olduğu ve yüzyıllar sonrasında unutulmayan bazı önemli aforizmalarla bitirmek istiyorum:
"Yetenek başkalarının ulaşamadığı hedefi vuran nişancı gibidir; dahi ise başkalarının göremediği bir hedefi vuran bir nişancı."
"Mutlu bir hayat olanaksızdır; insanın başarabileceği en iyi şey kahramanca bir hayattır."
"Her şey olmaya kalkan insan hiçbir şey olamaz."
"Bu dünya tanrı tarafından yaratıldı, öyle mi? hayır, şeytan tarafından yaratılmış olmalı!"
"Kim ne derse desin, mutlu insanın en mutlu anı, uykuya daldığı andır ve mutsuz bir insanın en mutsuz anı, uykudan uyandığı andır. insan hayatı, bir tür hata olmalı."
"Sahip olduğumuz şeyler çoğu kez bize sahip olmaya başlar"
"Bir insan sadece yalnızken kendisi olabilir."
"Okumak, kendi yerine başkasının kafasıyla düşünmekten başka birşey değildir."
"Aptallar için yazanların geniş bir okur kitlesi olur."
“İnsanoğlu benden hiç unutmayacağı birkaç şey öğrendi.”