← Köşe Yazıları

Toplum

1968–2012 Gençliği Arasındaki Farklar

Fatih Küçüktütüncü·19 Mart 2012·5 dk okuma

Dünya tarihinde eşine rastlanır küresel bir heyecanla karşı karşıyayız. New – York Wall Street’ten, Londra’ya; Kudüs’ten Roma’ya; Yeşil Meydan’dan Tahrire kadar bütün dünya gençleri 2011 yılına damgasını vurdu. Tunus,…

Dünya tarihinde eşine rastlanır küresel bir heyecanla karşı karşıyayız. New – York Wall Street’ten, Londra’ya; Kudüs’ten Roma’ya; Yeşil Meydan’dan Tahrire kadar bütün dünya gençleri 2011 yılına damgasını vurdu. Tunus, Libya, Mısır, Yemen, Suriye, İtalya, Yunanistan,İspanya, Portekiz, Şili, Brezilya…

Bizim yaşlarımızda gençler bir tarih yazdı ve bu ülkelerde sadece yöneticileri değil ülkelerine kök salmış, kirlenmiş politik anlayışları da değiştirdiler.

Her ne kadar Wikileaks’in bu değişimde bir kıvılcım yarattığı söylense de aslında çok uzun zamandır biriken bir potansiyel enerji tüm dünyada kinetik enerjiye dönüşmesiydi 2011. Ben halen güneşin tam tepeye yükselmediğini görüyorum ve önümüzdeki yıllar çok büyük politik doğumların olacağını bizlere müjdelemektedir

Ben bir dünya vatandaşı olarak gelecek otuz yılın yani çocuklarımıza bırakacağımız dünyanın şu an bize bırakılan dünyadan çok daha yaşanabilir bir dünya olacağı inancındayım. Bizim jenerasyonumuz bundan 60 yıl sonra ihtiyarladığında bu günleri hatırlayacak ve neler başardığını, gençlik heyecanlarını tatlı birer tebessümle hatırlayacaktır..

1968’de Beattles’ın, Jim Morrison’un şarkılarıyla coşan bir gençlik vardı yine bugünkü gibi. Tüm dünyada savaşa hayır diye bağırıyordu bu gençlik. Amerika’nın Vietnam çıkartması vicdanı olan her bir genci sokağa dökmeye yetmişti ve meydanlar “Savaşma seviş” sloganlarıyla inliyordu. Martin Luther King köleliğe, siyah – beyaz ayrımına isyan ediyor ve “How-long? Not long” diyordu. Zenci- beyaz ayrımının bu kadar keskin olduğu bir ülkede siyahi bir devlet başkanı neden olmasın diye hayal ediyor ve “I ‘ve a dream” diyordu. Martin Luther’in tarihi konuşması şu şekilde devam ediyordu:

Bugün size şunu hatırlatıyorum ki, dostlarım, ümitsizlik batağında boğulmayalım. Şu an yaşamış olduğumuz ve önümüzde bulunan zorluklara rağmen, hala bir hayalim var benim. Bu hayal, Amerikan rüyasının derinliklerine kök salmış bir hayaldir.

Evet… Bir hayalim var benim…

Bir hayalim var benim!…

Gün gelecek, bir zamanlar köle olanların evlatlarıyla yine bir zamanlar köle sahiplerinin evlatları, Georgia’nın kızıl tepelerinde, birlikte kardeşlik sofrasına oturabilecekler…

Bir hayalim var benim…

Gün gelecek, Mississippi eyaleti bile, adaletsizliğin ve baskıların ateşiyle bunalmış olan o eyalet bile, bir özgürlük ve adalet vahasına dönüşecek…

Bir hayalim var benim…

Gün gelecek, dört büyük çocuğum, derilerinin rengine göre değil, karakterlerinin yapısına göre değerlendirilecekleri bir ülkede yaşayacaklar…

Bugün bir hayalim var benim…

Gün gelecek, Alabama eyaleti, şirret ırkçıları ile, ağzından hep müdahale ve yasaklar yönünde sözler dökülen valisi ile, o eyalet bile, minicik siyah erkek ve kız çocuklarının, minicik beyaz erkek ve kız çocukları ile, kardeşçe el ele tutuşabilecekleri bir yer olacaktır…

Bugün bir hayalim var benim…

Evet, bir hayalim var…! Gün gelecek, özgürlüğümüzün önünde birer engel olan bütün vadiler yükselecek, bütün dağlar eğilecek, engebeli yerler hizaya gelecek ve Allah’ın yüce şanı yeryüzüne inecek ve bütün canlılar bunu hep birlikte göreceğiz.

Bizim umudumuzdur bu… Bu umutla Güneye gideceğiz. Bu inançla umutsuzluk dağlarını yontarak bir umut anıtı yapacağız. Bu inançla ülkeyi saran ahenksiz sesleri kardeşliğin senfonisine dönüştüreceğiz. Bu inanç sayesinde, bir gün özgür olacağınızı bilerek, hep beraber mücadele edecek, hep beraber hapse düşecek ve hürriyetiçin hep beraber ayağa kalkacağız.”

68’de yakılan özgürlük meşalesi Amerika’da neticesini gördü ve tam 40 yıl sonra “Obama”, Marthin Luther King’in hayalini yerine getirmiş oldu. O yıllarda ülkemizde de eşitlik ve özgürlük için heyecanlanan, yanlılş bir şeyleri değiştirmek isteyen gençlerin de bir ideali vardı elbette.

Onlar kesilen sakalların daha gür çıkması gibi bu gün tüm türkiye’nin kalbinde yaşadıkları gibi söylemleriyle 2011 gençliğine de ilham vermektedirler. Sadece Türkiye değil tüm “dünya gençliğine”… Arap halklarına güneş 2011’de göründü belki, bizim toplumumuzda ise tıpkı kutuplardaki gibi güneşin yavaş yavaş yükslmesi gibi

Güneşin semaya yükselmesi yakındır.

Arap Gençleri demokrasi istiyordu, özgürlük istiyordu, daha rahat yaşayabilecekleri bir toplum hayal ediyorlardı, inançlarının esiri değil efendisi olarak yaşama istiyorlardı. Bunu Türkiye toplumu 1965’lerden itibaren yavaş yavaş başardı, her ne kadar toplum mühendislikleri zaman içinde bu süreci farklı bir şekilde tanzim etmek isteselerde doğanın denge kuralı gereği özgür yaşayan, hür düşünen, demokrasiye inanan bir gençlik yetişti.

Televizyonlardaki dizilerimiz Arap toplumlarına çok farklı bir model oldu. İnançlarının yaşam tarzlarını esir etmeyeceği bir inanış modeliyle karşılaştı arap gençliği. Her şeyden önce tıpkı katolik kilisesinden doğan protestanlık gibi, İslamiyet de daha modern bir şekilde yorumlayan, eğitime açık bir jenerasyon yetişti.

Facebook, Wikipedia, youtube gibi bilişim devrimleri dünyayı bilimle aydınlattı, bilgiyi topluma paylaştırdı ve gözü kapalı olan uykudaki toplumları uyandırdı.

Oysa 1968’lerde bu büyük dönüşümün yaşanmamasının arkasında devrim inancının toplumun tüm kesimlerine evrimleşmemiş olmasından kaynaklanıyordu. O dönemde dini hassasiyetleri olan kişiler eşitlik, özgürlük, adalet gibi kavramları ifade edenleri dini inançlarının başka eller tarafından manipülasyonuyla ötekileştirmekten çekinmiyordu. Ancak bu gün dini hassasiyeti olan gençlerin de “eşitlik”, “özgürlük”, “adalet” kavramlarını samimiyetle dile getirdiklerini görüyorum. “Hepimiz Ermeniyiz” diye Hrant Dink’in yanında olan muhafazakar entelektüel Mehmet Bekaroğlu şöyle diyordu: “insan gelişimi aşama aşamadır, tutup dört yaşında bir çocuğun kelimeleri imalarıyla anlamasını bekleyemezsiniz. o çocuğa ‘ağır başlı’ dediğinizde kafası ağır olan, büyük olan birini tahayyül eder. o çocuğa tutup ‘hepimiz ermeniyiz’ derseniz kelimeyi esas anlamıyla anlayıp size ‘ben ermeni değilim’ diyebilir. ne var ki bizler dört yaşında değiliz”

İnsanlık fikir bazında son 40 yılda çok hızlı evrimleşmiştir, bu evrimleşmeyi internete ve iletişim kanallarına borçludur. Türkiye gençliği de artık “dört yaşında” değildir! Starbucks işgalinde farklı inançlardan, farklı politik görüşlerden herkesin protestoya destek olması bunun bir diğer güzel örneğidir. Her ne kadar karşı örnekler halen devam etmeye devam etse de inançlarını akıllarıyla yorumlayan ve sorgulayan gençler bir bütün olarak “eşitlik” söylemine sahip çıkacaktır.

Bir diğer nokta ise genç kadınlar. Son 40 yılda bu ülkenin övünmesi gereken en kıymetli başarıdır belki de kadınlarını eğitilmesi ve toplumsal hayatta aktif bir şekilde temsil edilebiliyor olması. Yine starbucks işgalinin gazetelere yansıyan simgesel fotoprafında protestocuların önemli bir kısmının bayan öğrenciler olması, Mısır’daki devrimin sembolünün bir bayan protestocu figürü olarak tüm dünyanın hafizalarında yer etmesi gibi tesadüf değildir…

Kadınlar ve muhafazakar gençlerin enerjisi dinamizmi bu özgürlük ve eşitlik hareketine güç katacaktır ve tüm dünyada başarıya ulaşacağının en güzel müjdecisidir bizlere. Mısır’da, Libya’da, Tunus’ta devrim bu genç kızlar ve inançlarını doğru youmlayan müslüman gençler sayesinde sağlanmıştı.

Yine 1970’lerdeki kavgalı, sert söylemlere sahip protesto hatasına düşmeyip gençlerin “ince mizah” duygusu ile protestosu artık çok daha etkili olacaktır. Gazze’de gençler benim çocukluğumda meydanlarda toplanır İsrail askerine taşlarla, sapanlarla, sopalarla saldırırlardı. Bu resim 90’lı yılların bizim aklımızda yer eden fotoğraflarındandır. Artık Gazze’deki gençlerin protestosunu şu şekilde görüyorum:

“Ayaklarında blue-jeans, üzerilerinde renkli kıyafetler, kadın-erkek dans ederek “ince bir mizahla” israil askerleriyle dalga geçiyorlar. Dünyanın özlediği fotoğraf buydu işte. Bu nedenle “Starbucks’ta şenlik var” sloganı da başından sonuna 21. Yy protesto modelinin güzel bir yansıması olmuştur.